Muhalif belediyelere yönelik operasyonlarda son olarak Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı. Belli ki bu tür operasyonların sonu gelmeyecek ve uzatılabildiği kadar uzatılacak.
Bu durumda, operasyonların iktidar açısından mantığı üzerine uzun uzadıya düşünmek gerekir. Amaç yolsuzluklarla mücadele etmek midir ya da aksine muhalifleri sindirmek ve susturmak mıdır Yoksa ikisi de olmayıp farklı bir plan mı uygulanmaktadır
Öncelikle, yapılan operasyonların yolsuzlukla mücadele etme amacı taşıdığı fikri en kolay çürütülebilecek iddiadır. Operasyonların yalnızca muhalif belediyelere yönelik düzenlenmesi zaten başlı başına bu iddiayı çürütmeye yeten bir göstergedir. Rüşvet almakla suçlanan bakanlarını aklayan, koruyan, hatta onlara büyükelçilik gibi belli payeler veren, hakkında çok sayıda dosya olduğu söylenen eski belediye başkanlarının ifadeye çağrılmasına bile izin vermeyen bir siyasi yapının yolsuzluklarla mücadele etme amacı taşıdığını savunmak gülünç olur.
Özellikle muhaliflerin büyük bir çoğunluğunun ortak fikri olan muhalefeti sindirme ve susturma seçeneğinin haklılık payı ise oldukça büyüktür. Ancak ömür boyu iktidarda kalmak isteyen Erdoğan'ın, bu operasyonlarla günden güne gücünü yitirdiğini göremiyor olmasının mantıklı bir açıklamasını da yapmak gerekir. Operasyonlar, tutuklamalar, kayyımlar, iptaller muhalefete verilen desteği artırırken iktidara zarar vermekte, bu durum sokakta ve anketlerde açıkça görülmektedir. Siyasette son derece tecrübeli olan cumhurbaşkanının bunu fark etmemesi mümkün değildir.
Bu tabloda yine iki olasılık karşımızda durmaktadır. Birinci olasılığa göre, Erdoğan Türkiye'de demokratik işleyişi tamamen rafa kaldırmak adına gözünü karartmıştır ve uygulanan plan budur. Böylece muhalefete yapılan operasyonlarla topluma, "Siz kimi seçerseniz seçin, yönetecek olanı biz belirleriz" mesajı verilmekte, seçmenin iradesi açıkça yok sayılmaktadır. Daha önce Dem Parti'li belediyelere uygulanan kayyım politikası farklı biçimlerde genişletilerek seçmen tercihleri ülkenin büyük bölümünde etkisiz kılınmak istenmektedir.
İkincisi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Saray'da nispeten etkisizleştirildiği ve belli konularda karar verme inisiyatifinin iktidar içindeki farklı güçlere geçtiği olasılığıdır. Özellikle haftada bir düzenlenen grup toplantılarının ardından, güncel gelişmeler üzerine kendisine sorulan sorular karşısında zaman zaman haberi yokmuş gibi davranması, bunun dışında zaten prompter olmadan konuşmaması, meselelere yer yer uzak kaldığını gösteren örneklerdir.

13