Spor, hiç kuşkusuz sadece skor tabelalarından, kupalardan veya taktik analizlerden ibaret değildir. Toplumbilimciler ve iletişimciler için sahalar, aslında bir ülkenin kolektif psikolojisini, kurumsal kültürünü ve ortak değerlerini yansıtan devasa birer aynadır. Bugün o aynaya baktığımızda karşımıza çıkan iki farklı tablo, tam da içinden geçtiğimiz dönemin sosyolojik özetini sunuyor.
Bir tarafta Türkiye'yi ekran başına kilitleyen, göğsümüzü kabartan kadın voleybol milli takımımız... Diğer tarafta ise manşetlerden polemiklerin, krizlerin ve kişisel çekişmelerin eksik olmadığı futbol Milli takımımız...
Bu iki saha arasındaki fark, teknik kapasitenin ötesinde derin bir iletişim ve kültür farkıdır.
ÖZLEDİĞİMİZ İLETİŞİMVoleybol milli takımımızı izlerken hissettiğimiz duygu, basit bir galibiyet sevincinin çok daha ötesinde. Orada; farklılıklarıyla bir arada durabilen, bireysel hırsları takım başarısının gerisinde tutan, disiplinli, mütevazı ama bir o kadar da özgüvenli ve eğlenmeyi bilen bir ruh var.
İletişim dilinde biz buna "gerçek ve kapsayıcı aidiyet" diyoruz. Sahadaki her bir oyunda paylaşılan başarı, birlik olma duygusunu pekiştiriyor. Aslında bizler voleybol milli takımını alkışlarken yalnızca bir spor başarısına değil; birbirine saygı duyan, ortak bir amaç uğruna kutuplaşmadan kenetlenen, özlediğimiz Türkiye olasılığına alkış tutuyoruz.
FUTBOL SAHA İİ VE DIŞIÖte yandan, futbol dünyasına döndüğümüzde bambaşka bir iklimle karşılaşıyoruz. Başarıdan çok imajın konuşulduğu, benmerkezci söylemlerin kolektif aklın önüne geçtiği, en küçük bir yapıcı eleştirinin dahi büyük bir krize dönüştüğü ve sürekli polemik üreten bir atmosfer...
Bu tablo ise ne yazık ki bugün yaşadığımız Türkiye'nin, gürültülü ve yorucu günlük siyasetinin ve toplumsal ikliminin birebir özetidir. Kurumsal iletişimin yerini kişisel polemiklerin, ortak aidiyet duygusunun yerini ise bloklaşmaların aldığı bir yapı.

13