İslam dünyasının büyük düşünürü İbn Haldun 1332 yılında Tunuslu asil bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesi daha sonra İspanya'da Sevilla'ya yerleşti. Aile III. Ferdinand'ın Sevilla'yı fethetmesi üzerine Tunus'a geri döndü.
İbn Haldun bir bilim insanı ve yargıç olarak yaşadı. 1350'de Fas hükümdarının hizmetine girdi. 1357'de hapse atılan İbn Haldun 21 ay hapiste kaldı. Timur'un 1401'de Şam'ı kuşatması üzerine İbn Haldun, Timur ile görüşmek üzere görevlendirildi. Timur'un kendisini yanında alıkoymak istemesi karşısında oradan zorlukla ayrılabildi. İbn Haldun 1406'da ölen İbn Haldun, tarihçi, tarih felsefecisi, sosyolog, iktisatçı ve siyaset bilimcisiydi.
Kâtip elebi, Naima gibi isimler onu bir tarihçi olarak görmektedirler. Abdurrahman Şeref Bey, Tarih-i Devlet-i Osmaniyye'nin önsözünde amacını açıklarken hareket noktası olarak İbn Haldun'u seçmiştir.
Levy, İbn Haldun'u felsefeci-tarihçi niteliğinde değerlendirmektedir. Bernard Lewis, onu bir tarih dahisi olarak ve tarihin ilk kez felsefi ve sosyolojik boyutlarına dikkat çeken kişi olduğunu söylemektedir.
Fuat Köprülü de onun tarih felsefesinin, daha doğru ifade ile sosyolojinin ilk büyük kurucularından sayılması gerektiğine dikkat çekmektedir.
TOPLUM VE EKONOMİErwin Rosenthall'a göre İbn Haldun, İslamda tam anlamıyla tek siyasal düşünürdür. İbn Haldun'un siyasal görüşlerinde öne çıkan bazı noktalar şöyle özetlenebilir:
A. Zeki Velidi Togan'a göre; İbn Haldun dindar bir Müslüman olduğu halde din ve devlet işlerini birbirinden ayırmayı bilmiştir. Devleti medeniyeti mümkün kılan siyasal ve sosyal bir birim olarak kabul etmiştir.
İbn Haldun, toplumların gelişiminde iktisadi nedenlerin başlıca etken olduğunu söylemesiyle, çağdaş materyalist teorilerin de bazı hususlarda öncüsü olduğu kaydedilmektedir. İbn Haldun, ilim ve fenlerde ilerlemenin, ülkenin bayındırlığı, ekonomik durumu ve yerleşik ve sosyal hayatın derecesiyle orantılı olduğunu ortaya koyarak bir sosyolojik gerçeğe dikkat çekmiştir.
Onun, "emek", "artık emek" ve artık emeğin nasıl sarfedilmesi gerektiğine ilişkin görüşleri olağanüstüdür:
"Her şey Allah'tandır. Fakat her kazanç ve sermaye birikimi insan emeği ile sağlanır."
"Toplum fertlerinin emek ve çalışmaları, geçinmeleri için gereken miktardan fazla kazanç temin ederse, o toplumun üyeleri geçinmelerinden artan vakit ve emeklerini ilim, fen ve sanat öğrenmeye sarfederler."
DEVLETİN ANATOMİSİİbn Haldun ünlü eseri Mukaddime'yi 45 yaşında Cezayir'deki İbn Selame Kalesi'nde tamamladı. Toynbee'ye göre Mukaddime kendi alanında gelmiş geçmiş en büyük eserdir. İbn Haldun 1337'de bu eserini Tunus sultanına sunmuştur.
İbn Haldun, Mukaddime'nin yazılışında fertlerin inancıyla ilgilenmemiştir. İnsanların grup olarak güce (iktidara) dayanan devleti kurmaları imkânını yaratan kültür ve medeniyet ortamını ele almıştır. Mukaddime medeniyetin bir anlatımıdır.
İbn Haldun, devlete metafizik bir yükleme getirmeye çalışmamıştır. Devletin ekonomik yapısıyla ilişkili olarak geliştiğini ortaya koymaya gayret etmiştir. Devletin gücü ve serveti ile halkının durumu ve üretim tabanı orantılıdır.
TOPLUMU BİR ARADA TUTAN GÜİbn Haldun'un "asabiyyet" kavramı onun siyaset teorisinin can damarını oluşturmaktadır. Bu kavram üzerinde farklı yorumlar bulunmaktadır: Topluluk duygusu, dayanışma duygusu, sosyal dayanışma, grup duygusu, vurucu güç, dayanışma ve karşılıklı sorumluluk duygusu, hatta milliyetçilik.
İbn Haldun asabiyyeti; himaye, savunma, taarruz ve hak arama, ortaklaşa yapılan her türlü sosyal faaliyet, ortak eylem ve ortak hareket etme olarak tanımlamaya çalışmıştır.
Asabiyyet'in ilk çeşidi kandaşlık bağlarından doğmaktadır. Bu bir noktada neseb asabiyyetidir. Ancak bir de "sebep asabiyyeti" vardır. İnsanlar sonradan kazanılan kolektif aksiyon gücü sayesinde akrabalar gibi hareket eder. Birbirleriyle, uzun zaman beraber yaşayarak, alışarak ve kaynaşarak neticede ekonomik ve siyasal bir bağ oluştururlar. Bu "ortak amaçlar" etrafında "ortak bir heyecan içinde" sosyal ve siyasal bir yapılanmadır.

18