Hiçbir belediye başkanı ya da meclis üyesi yalnızca kara kaşı, kara gözü için transfer edilmez. Siyasette yaşanan bu tür saf değiştirmelerin asıl sonucu, seçmenin siyasete ve sandığa olan inancını aşındırmasıdır. Mesele, yalnızca bir siyasetçinin parti değiştirmesi değil, seçmende "Sandıkta seçiyoruz ama sonunda ne oluyor" duygusunun yaratılmasıdır.
Cemil Tugay'ın AKP rozeti takacağı söylendiğinde, "Bu kadarını da yapmaz" diye düşünülüyordu. ünkü daha düne kadar kendi ağzından çıkan cümleleri biliniyordu. İnsanın kendi sözleri bile kendisine yabancılaşabilirken utananlar, dostları oluyor. ünkü yabancılaşmayla beraber o kişide utanma duygusu da kalkıyor.
Cemil Tugay'ın bugünkü siyasi noktaya gelişinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun tartışmasız bir imzası vardır. "Partimizi iyi temsil eder" diyerek aday gösteren Kılıçdaroğlu'dur. Kılıçdaroğlu dönemindeki aday belirleme anlayışının, örgüt ve tabanla bağdan çok özgeçmiş ve kişisel değerlendirmeler üzerinden yürütüldüğü yönündeki eleştiriler ayrı bir tartışma konusudur.
SİYASAL TUTARSIZLIKBugün ise Tugay'ın geçmişte başkaları için koyduğu siyasi ve etik ölçüler, kendi tercihiyle karşı karşıya gelmiştir.
Tugay, 2025 yılında "Kafamıza estiği zaman o partiden bu partiye geçecek insanlar değiliz" demişti. Bir belediye başkanının, kendisini seçen partinin oylarıyla göreve geldikten sonra parti değiştirmesini etik bulmadığını söylemişti. "Bir insan CHP'den ayrılıyorsa, aynı zamanda belediye başkanlığından da istifa ederse bu kabul edilebilir kişisel bir karardır" diyerek ölçüyü kendisi koymuştu.
AKP'ye geçme ihtimali için "Milyonda bir bile olsa ihtimal yok" dedi. Bir başka açıklamasında "Ben böyle bir insan değilim" ifadesini kullandı. 2025 yılının sonlarında ise daha da açık konuştu: "Eğer partimden ayrılırsam, bilinsin ki ben aynı gün belediye başkanlığından da ayrılırım."
29 Ocak 2026'da AKP'nin yönetim anlayışıyla kendi dünya görüşünün uyuşmadığını söyleyen de yine kendisiydi.
Bugün Cemil Tugay AKP'dedir. Üstelik rozetini cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden almıştır.
Elbette insanın siyasi düşüncesi değişebilir. Demokratik siyasette bunun yeri vardır. Ancak kişinin kendi koyduğu ölçüyü başkalarına uygulayıp kendisi için askıya alması, ciddi bir siyasal tutarsızlıktır. Tugay'ın siyasi çizgisindeki değişim, küçük bir zikzak değildir. 18 Haziran'da CHP'den istifa ettiğinde bağımsız olarak görevini sürdüreceğini söyledi. Temmuz ayında AKP'ye geçmeyeceğini, bunun uydurma olduğunu ve siyasi çizgisinin belli olduğunu açıkladı. Ağustos ayında ise "Şu an bir partiye geçme durumum yok" diyerek daha ihtiyatlı bir dil kullanmaya başladı.
'İKTİDARIN BELEDİYEYE LÜTFU'Ardından deprem riski, kaynak ve yetki yetersizliği gündeme geldi. Bir belediye başkanının daha fazla yetki ve kaynak istemesi elbette doğaldır. İzmir'in deprem riski de gerçektir. Belediyelerin merkezi yönetimle uyum içinde çalışmasının bazı hizmetleri kolaylaştırabileceği ileri sürülebilir. Ancak "uyum" adına siyasi aidiyetin değiştirilmesini normalleştirmek, demokrasinin temel mantığını tersine çevirir.
ünkü kamu hizmeti, iktidarın belediyeye lütfu değildir. Merkezi yönetimin görevi, hangi partiye oy verdiğine bakmaksızın bütün belediyelere hukukun ve kamu yararının gerektirdiği ölçüde kaynak ve hizmet sağlamaktır. Aksi durumda seçim, yurttaşın iradesini ortaya koyduğu demokratik bir mekanizma olmaktan çıkar; hizmet dağıtımının siyasi pazarlığa dönüştüğü bir düzene evrilir.

16