Hasan Âli Yücel'in 'arkadaşı'... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel'in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez. Her şey unutulsa yaklaşık 500 soyyapıtın (klasik) Türkçeye kazandırılması, İsmail Hakkı Tonguç'la kurdukları Köy Enstitüleri unutulamaz.

26 Şubat 1961'de sonsuzluğa uğurlanan Hasan-Âli Yücel'in, doğumunun yüzüncü yılında UNESCO, 1997'yi dünyada Hasan-Âli Yücel yılı olarak duyurdu. Bu yıl nedeniyle ülkemizde ve dünyada etkinlikler düzenlendi. Bu büyük değerimiz için ölümünden sonra birçok yazılar, kitaplar yazıldı.

Bu yazıda onun Milli Eğitim Bakanlığı sırasında Konya İvriz Köy Enstitüsü'nde okuyan küçük köy çocuğuna ilgisini, desteğini anlatmaya çalışacağız.

İLK KARŞILAŞMA

14 Şubat 2026'da yitirdiğimiz şair, yazar Mevlüt Kaplan, 1945'te binbir güçlükle girdiği İvriz Köy Enstitüsü'de okurken Hasan Âli Yücel'le nasıl tanıştıklarını şöyle anlatır:

"Hasan Âli Yücel adını ilk kez köyde eğitmenimizin okuttuğu 3. sınıf kitabında okumuştum. Okumayı çok seviyordum ama köyümüzde ne okul, ne kitap ne öğretmen ne de okuyan yazan vardı.

Gurbete ilk çıkışımdı. Okuyup yazmam şöyle böyleydi. On dört yaşıma dek köyde kalmıştım. Gerçek okumayı, yazmayı İvriz Köy Enstitüsü'ne gelince öğrendim. Gurbet zordu. Köyde yaşadığım her bir şey gözümün önüne geliyor, burnumda tütüyordu. Şiiri çok seviyor, kendime göre şiirler yazıyordum. Babama Mektup adlı bir şiirim Samsun'da Yayla dergisinde yayımlanmıştı.

'Özledim özledim köyüm Ökes'i

Tas tas ayranını içesim geldi

Hani nerde kaval sesi, çan sesi

Koyunu kuzudan seçesim geldi.'

Birkaç gün sonra bu şiiri okuyan müdürümüz beni çağırıp kutlamıştı. Aradan sekiz on gün geçmişti. Tarım dersinde çukur kazıyor, akasya dikiyorduk. Müdürümüzün beni yine çağırdığını öğrendim. Kazmayı, küreği bırakıp koştum. Yanına vardığımda yabancı bir adamla ayaküstü konuşuyordu.

Yabancıya beni göstererek 'Efendim, işte bu çocuk!' dedi. 'Arkadaş sen güzel şiirler yazıyormuşsun, oku da dinleyelim' dedi yabancı.

Aynı şiiri okudum.

'Bundan sonra yazdığın her şiirin bir kopyasını bana göndermesi için müdürünüze ver.'

'Siz kimsiniz' dedim.

'Ben Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'im' demesi ile içimden ona sarılmak geçti. Artık yazdığım her şiirin bir suretini müdüre vermeye başladım.

ok geçmeden adıma Ankara'da yayımlanan bir Ulus gazetesi geldi. Açtım, içinde 'Yurt' adlı başka küçük bir gazete daha vardı. Orada müdürümüze verdiğim şiirlerimden birinin yayımlanmış olduğunu gördüm.

Arkadan PTT ile beş lira geldi. Anladım ki şiirlerimi yayımlatan, 5 lirayı gönderten Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'den başkası değildi.

Bir gün müdürümüz götürdüğüm şiiri almadı: 'Bundan sonra getirme. Bakan görevinden ayrıldı. Yeni adresini bilmiyorum.'

İşte o zaman dünyamın yıkıldığını sandım, başım döndü, gözlerim karardı. Arkasız, arkadaşsız kaldığımı düşündüm. Ama Yücel'in ölünceye dek peşini bırakmadım. ok mektuplaştık. Ankara'ya Gazi Eğitim Enstitüsü'ne geldiğim iki yıl boyunca sık sık görüştük. Evine gittim. Onu Gazi Eğitim Enstitüsü'ne konferansa getirdim. Beni İstanbul'da Doğan Kardeş dergisi ile tanıştırdı. Masal yazmaya yönlendirdi."(1)