Salvador Allende (ortada miğferli), 11 Eylül 1973'teki darbe sırasında bombalanan başkanlık sarayında.
Bazı tarihler yalnızca takvimde kalmaz, bir ülkenin belleğine kazınır. Yıllar sonra bile bir fotoğraf, bir şarkı, bir kitap ya da bir isim o günü yeniden hatırlatır. 11 Eylül, Şili için böyle bir tarihtir. La Moneda'nın bombalandığı, Salvador Allende'nin öldüğü, Şili demokrasisinin tankların ve uçakların namluları arasında susturulduğu gün...
Ama bizim için de yabancı bir tarih değildir 11 Eylül. ünkü Türkiye, darbelerin ne anlama geldiğini bilen bir ülkedir. 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü, sıkıyönetimi, cezaevlerini, yasakları, sürgünleri ve yarım kalan yaşamları görmüş bir toplumuz. Bu nedenle Salvador Allende'nin öyküsüne yalnızca Şili'nin tarihinden bir sayfa olarak bakamayız. Onu biraz da kendi tarihimizin aynasında görürüz.
ŞİLİ YOLUSalvador Allende bir devrimciydi. Ama onu ayıran önemli bir özelliği vardı: Sosyalizme demokrasi yoluyla ulaşılabileceğine inanıyordu.
1908'de doğdu. Tıp eğitimi aldı. Genç yaşında siyasete atıldı. Şili Sosyalist Partisi'nin kuruluşunda yer aldı. Milletvekilliği yaptı, sağlık bakanlığı yaptı. Dört kez cumhurbaşkanlığına aday oldu. Sonunda 1970'te yüzde 36.6 oyla cumhurbaşkanı seçildi. Bu ayrıntı önemlidir. ünkü Allende, iktidara bir ayaklanmayla değil, seçim sandığından geldi. Şili'nin demokratik kurumlarını kullanarak sosyalist bir dönüşüm gerçekleştirmeyi denedi. Bu deney, daha sonra "Şili yolu" olarak anılacaktı.
Belki de onu dünya solunun hafızasında bu kadar özel kılan şey tam olarak buydu. Sosyalizm ile demokrasinin birlikte var olabileceğine inanıyordu. Allende'nin Şili'si yalnızca fabrikaların ve madenlerin devletleştirilmesiyle anlatılamaz.
ÜLKE ZENGİNLİĞİ KİMİN İİN VARünkü siyasetin nihai amacı, insanın yaşamına dokunmaktır. Bakır madenlerinin millileştirilmesi, toprak reformu, eğitim ve sağlık politikaları, yoksullukla mücadele, emekçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi... Bütün bunların arkasında aynı soru vardı: Bir ülkenin zenginliği kimin için vardır Allende'nin yanıtı açıktı: Halk için.
Fakat iktidara geldiği andan itibaren ağır bir ekonomik ve siyasi kuşatmayla karşı karşıya kaldı. Enflasyon, mal sıkıntısı, grevler, iş dünyasının ve muhalefetin sert direnci, siyasal kutuplaşma ve Unidad Popular içindeki görüş ayrılıkları giderek büyüdü. Hükümetin ekonomik ve siyasal sorunları derinleşirken sağ muhalefet ile sol içindeki daha radikal kesimler arasındaki gerilim de arttı. Bunları görmezden gelmek Allende'yi anlamak değil, onu bir efsaneye indirgemektir.
Tarih, sevdiğimiz insanların hatalarını da hatırlamayı gerektirir. Allende'nin yolunun da sorunları vardı. Yanlışları, çelişkileri vardı. Fakat bütün bunlar başka bir gerçeği değiştirmez: Bir iktidarın hatalarının bedeli, demokrasinin ortadan kaldırılması olamaz.
YAKLAŞAN FELAKET1973 yazına gelindiğinde Şili artık uçurumun kenarındaydı. 29 Haziran'daki başarısız darbe girişimi, yaklaşan felaketin habercisiydi. Ağustos ayında Allende, General Augusto Pinochet'yi kara kuvvetleri komutanlığına getirdi. 11 Eylül sabahı ordu harekete geçti. Allende La Moneda'ya gitti. Saatler ilerledikçe kuşatma ağırlaştı ve dünyanın belleğine kazınan görüntüler geldi: Bombalanan bir devlet başkanlığı sarayı, dumanlar, sokaklarda tanklar... Ve içeride, halkın oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı.
Allende teslim olmadı. Son konuşmasını Radio Magallanes üzerinden yaptı. O konuşmanın üzerinden yarım yüzyıldan fazla zaman geçti. Ama insan bazen bir sesi yıllar sonra bile duyabilir.
Allende'nin fotoğraflarına bakarken beni en çok etkileyen şey, onun bir "efsane" gibi görünmemesiydi. Gözlüklüydü, bir doktordu. Yaşını almış bir siyasetçiydi. Elinde halkın oyundan başka bir güç yoktu. Belki de tam olarak bu yüzden gerçekti. Karşımızda ulaşılmaz bir kahraman değil, siyaset yapan bir insan vardı. Hata yapan, mücadele eden, kaygılanan, yalnız kalan... Ama son ana kadar inandığı şeyden vazgeçmeyen bir insan.
TESLİM OLMAK YA DA DİRENMEK11 Eylül sabahı La Moneda'ya girdiğinde önünde iki seçenek vardı: Teslim olmak ya da direnmek. O, direnmekten yana oldu. Ve son konuşmasında geleceğe ilişkin umudunu korudu. Bugün o sözlerin tamamını yeniden aktarmaya gerek yok. Bir cümlesi yeter: "Tarih bizimdir ve tarihi halklar yapar."

14