Halkçı ve devrimci olmak - Hüseyin Mert

CHP, emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık mücadelesini örgütleyen Kuvayı Milliye hareketi kadrolarının kurduğu partidir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu partisidir ve demokrasiye geçiş başta olmak üzere, çağdaş yaşama yönelik ve çalışma yaşamına yönelik önemli kazanımların yaşama geçirilmesine öncülük yapmıştır. CHP 1927 kongresinde; cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik ve milliyetçilik ilkelerini, 1931 kongresinde devletçilik ve devrimcilik ilkelerini parti programına temel ilkeler olarak dahil etmiş ve partinin sembolü "altı ok" bu şekilde oluşmuştur.

Halkçılık öz olarak; devletin halk için var olduğunu ve devlet önünde herkesin eşit haklara sahip olduğunu, egemenliğin halka ait olduğunu, esas alır. Halkçılık, halkın eğitimini, mutluluğunu, refah ve kalkınmasını hedefler. Devrimcilik ise yaşamın içerisinde değişim ve gelişimin süreklilik oluşturan sosyolojik bir olgu olduğundan hareketle toplumun ileriye dönük dinamik hareketini ifade eder. Devrimcilik; geri kalmışlığa, haksızlıklara, adaletsizliklere ve statükocu yönetim anlayışlarına karşı ileri ve çağdaş bir sistem ve yaşam kurma kararlılığıdır.

TOPLUMSAL SORUMLULUK

Halkçı ve devrimci olmak; toplumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutarak, haksızlıklara ve adaletsiz uygulamalara, kamusal kaynakların yağmalanmasına karşı çıkarak, Aydınlanma, eşitlik ve özgürlüğü temel alan bir yurtseverlik bilincidir. Halkçı ve devrimci olmak; ekolojik ve kamusal yağma, gelir adaletsizlikleri vb. tüm olumsuzluklar karşısında halkın safında yer almayı, halka ışık olmayı, halkı yanlışlıklara karşı uyarmayı ve doğruya yönlendirmeyi gerektirir.

Halkçı ve devrimciler eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde yer alırken bu mücadeleleri halkına karşı bir toplumsal sorumluluk ve görev olarak kabul eder. Halkçı ve devrimcilerin bu mücadeleler üzerine çıkar hesabı, kâr-zarar hesabı ve kariyer planlaması olmamalıdır. Kokuşmuş düzenin üzerimizde yaratmaya çalıştığı kimlik ve kişilik bozukluklarına karşı sağlam durulmalı, birbirimize sahip çıkmalı ve dayanışma içinde olmalıyız.

Ülkemiz her yönüyle bir çöküş sürecini yaşamaktadır. Yaşam pahalılığı doludizgin devam etmekte, çalışanlar sürekli yoksullaşmaktadır. Gençler umutları tükendiği için çözüm olarak yurtdışına gitmek istemektedirler. Her gün kapanan işletmeler ve daralan ekonomi işsizliği artırırken, ekonomik çöküş dışa bağımlılığı da arttırmaktadır. Bu tablo karşısında halkın geleceğe yönelik karamsarlığı ve umutsuzluğu giderek artmaktadır.