Halk, seçmen, üye - Fevzi Gümüş

YENİ Parti'nin kuruluş sürecinde program ve tüzük tartışmalarının dar ve sınırlı bir çevrede yürütülebilmesi eleştirilere neden oldu. Tartışmaların önemli bir bölümü medya kanallarında kamuoyuna yansıdı; ancak geniş toplum kesimlerinin bu sürece doğrudan katılımını sağlayacak mekanizmalar yeterince oluşturulamadı. Oysa asıl mesele, toplumla nasıl bir siyasal ilişki kurulacağıdır.

CHP deneyiminin ortaya koyduğu temel sorunlardan biri şudur: Milyonlarca seçmene sahip bir parti, bu geniş seçmen kitlesinin yalnızca küçük bir bölümünü üyelik ve örgütlenme yoluyla siyasetin etkin unsuru hâline getirebilmiştir.

Milyonlarca insan seçimlerde oy vermekte, partiyi desteklemekte, mitinglerine katılmakta ancak parti kararlarının oluşumunda doğrudan söz sahibi olamamaktadır. Böylece seçmen kitlesi çoğu zaman siyasetin öznesi değil, seçim dönemlerinde sandığa çağrılan destekçisi olarak kalmaktadır.

Bu durum zaman içinde parti ile toplum arasına çeşitli katmanların girmesine yol açmaktadır. Yöneticiler, delegeler, yerel güç odakları ve örgütsel hiyerarşiler, taban ile yönetim arasında bir tür kapı bekçiliği işlevi görebilmektedir.

Yeni Parti'nin başarısı yalnızca CHP'den veya diğer partilerden kaç kişinin üye olacağıyla ölçülmemelidir. Asıl hedef, bugün herhangi bir siyasi partiyle organik bağı bulunmayan milyonlarca insana ulaşmak olmalıdır. Yeni siyasetin temel sorusu şudur: Bu insanları siyasetin seyircisi olmaktan çıkarıp siyasetin öznesi hâline nasıl getireceğiz

Örgütlü yapılarla ilişki kurmak, tek başına toplumsallaşmak anlamına gelmez.

ünkü örgütlü yapılar da zaman içinde kendi hiyerarşilerini, alışkanlıklarını ve mikro iktidar alanlarını oluşturabilirler. Parti ile toplum arasında köprü olmaları gerekirken, yeni aracılara dönüşebilirler.

Dolayısıyla, "Hangi örgütler bizim yanımızda"dan daha önemli soru şudur: "Hiçbir örgüte üye olmayan milyonlarca insanın siyasete doğrudan katılmasını nasıl sağlayacağız"

GEMİŞ DENEYİMLERDEN YARARLANMAK

Türk solunun ve sosyal demokrat hareketinin bu konuda önemli deneyimleri vardır.

Burada önemli olan siyasetin aşağıdan yukarıya kurulması fikridir. Örneğin yakın dönemde Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanı adaylığının belirlenmesi sürecinde CHP üyelerinin, daha ötesi parti üyesi olmayan seçmenin doğrudan katılımına başvurulması da önemli bir deneyim olarak görülmelidir.

Burada önemli bir nokta şudur: Kararı yalnızca parti yöneticilerine, delegelere veya dar örgütsel yapılara bırakmak yerine doğrudan üyelerin iradesine başvurmak. Bu anlayış, parti içi demokrasiyi biçimsel bir kongre düzeninden çıkarıp gerçek bir katılım mekanizmasına dönüştürmenin önemli adımlarından biridir.

DOĞRUDAN KATILIM KANALLARI OLUŞTURMAK

Yeni Parti üyeyi yalnızca aidat ödeyen, kongrede oy kullanan veya delege seçen kişi olarak görmemelidir. Mahalle düzeyinde düzenli toplantılar, dijital katılım platformları, üyelerin doğrudan görüş bildirildiği mekanizmalar, yerel sorunların tartışıldığı açık toplantılar ve politika önerilerinin üyeler tarafından oluşturabileceği mekanizmalar kurulmalıdır. Üye, parti yönetiminin müşterisi değil; parti siyasetinin kurucu unsuru olmalıdır.

Özgür Özel'in CHP Genel Başkanlığı döneminde, il ve ilçe başkanları ile yönetimlerinin üyelerin katılımıyla belirlenmesine yönelik yaklaşımı bu açıdan önemli bir kapı aralamıştır. Burada temel mesele, üye iradesinin örgütsel hiyerarşilerin önüne geçirilmesidir.

Üye ile genel merkez arasına ne kadar çok aracı girerse, siyaset o kadar dar bir kadronun denetimine girer. Bu nedenle mümkün olan her alanda aracıları azaltmak, üyeyi güçlendirmek ve doğrudan katılımı artırmak gerekir.

DESTEKİDEN YURTTAŞA

Bir siyasi partinin gerçek gücü; mahallesindeki soruna müdahale eden, politika öneren, parti kararlarını etkileyebilen ve gerektiğinde parti yönetimine hesap sorabilen yurttaşlardan oluşur.