Emekli Danıştay üyesi, Anayasa'nın devlete yüklediği koruyucu görevleri anlatırken, denetlenemeyen gücün 'zehir' gibi davrandığını savunuyor. Yazarın ana iddiası, güç zehirlenmesinin iktidarların insani değerlerini yok ettiği; bunu ortaya koymak için kuvvetler ayrımının işleyişini mercek altına alıyor. Ancak yazı halkının kendisine bu görevi yüklemesi gerektiğini söylerken, kurumsal çözüm arayışı ile bireysel sorumluluğu karıştırmıyor mu?
Anayasamıza göre "Devletin temel amaç ve görevleri" Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.
Ayrıca bu belirlemeyi yaparken amaç ve görevleri gruplandırmış; millet için, bağımsızlık ve bütünlüğü; ülke için bölünmezlik, Cumhuriyet ve demokrasiyi korumayı; toplum ve insanlar için refah, huzur ve mutluluğu sağlamayı; birey için ise siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırarak maddi ve manevi varlığını geliştirecek koşulları hazırlamayı ayrı ayrı saptamıştır.
Üstelik devlet, toplum ve birey için bu görevlerini yaparken anayasa devleti "sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri" ile sınırlandırmıştır. Devlet, bireyin temel hak ve hürriyetlerini bu ilkeler ile bağdaşmayacak biçimde sınırlayan hem siyasal hem sosyal hem de ekonomik engelleri kaldırmak zorundadır.
DEVLETİN VARLIK NEDENİYine anayasamıza göre; yasama, yürütme ve yargı, ayrı ayrı kuvvetler veya diğer bir ifade ile "güç"ler olarak belirlenmiştir. Bu güçlerden yasama ve yargı "yetki" olarak düzenlenmiş ve her iki yetkinin de "Türk milleti adına" kullanılacağı hüküm altına alınmıştır. Yürütme gücü ise "yetki ve görev" olarak nitelendirilerek anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılıp, yerine getirileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ise anayasada ayrıca düzenlenmiş ve anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olarak ve hiçbir gücü ayrık tutmadan, istisna tanımadan, boşluk bırakmadan tümünü kapsar biçimde belirlenmiştir.
Devlet bu düzenlemeler uyarınca ve anayasa gereği olarak koruyucu, huzur sağlayıcı, olumsuzlukları kaldıracak koşulları hazırlayıcı olarak vardır.
DENETLENEMEYEN GÜZehir ise tehlikelidir. İlaç endüstrisinde kullanılan zehirli maddeleri ilaçtan ayıran temel unsur onun dozudur. Diğer bir anlatımla toksik maddeleri kullanılabilir kılan, kesinlikle dozdur. Doz aşımı ise zehirlenme sonucunu doğurur ve iyileşmek her zaman olanaklı olamayabilir. Güç de zehir de dozu iyi ayarlanması gereken etkenler olarak kabul edilmektedir.

3