Gençler yalnız, gündem kalabalık - Deniz Öztürk

Tüketim yaşamımızı çevreledi. Artık yalnızca ürünleri değil, sorunları da "anlık" tüketiyoruz. Bir başlığa bakıyor, birkaç dakika konuşuyor, sonra yenisine geçiyoruz. Geride kalan mesele ise köşede bekliyor. Üniversite tercihleri de bu hızlı gündemin içinde birkaç haftalık bir başlığa dönüşüyor. Oysa gençler için o tercih ekranı, birkaç tıklamadan ibaret değil; yaşamlarının yönünü belirleyen bir eşik.

Sınav sonuçları açıklandıktan sonra gençlerin önüne puandan daha büyük bir hesap çıkıyor: Hangi bölüm, hangi şehir, hangi yurt, hangi kira, hangi iş Bir gencin hayali artık yalnızca yeteneğiyle değil, ekonomik koşullarla da yarışıyor.

Sınav sistemini eleştirmek ise yıllık bir ritüele dönüştü. Kaynak kitaplar, özel dersler, dershaneler, dijital kanallar çoğalıyor; fakat gençlerin yükü hafiflemiyor. ünkü onların yanında yalnızca kitapları değil, belirsiz bir geleceği de taşıdıklarını unutuyoruz.

Üstelik gençler çoğu zaman yalnız. oğu aile sabah karanlığında işe gidip akşam karanlığında ekmek parasının peşinden dönüyor. Kimileri ise televizyonun ve telefonun karşısında kendi dünyasına çekilmiş durumda. Aynı evin içinde kuşaklar fiziksel olarak birbirine yakınken mental olarak uzak kalabiliyorlar.

İKİ ÖĞRENCİ İKİ AYRI KAYGI

Ailelerin meslek tercihlerinde de benzer bir çelişki var. ocuğa, "Seni ne mutlu eder" yerine "Sana hangi meslek para ve statü getirir" diye soruluyor. "Güvenli" kabul edilen meslekler bazen çocuğun hayalinin önüne geçiriliyor. Genç başka bir yaşam sürmek isterken aile toplumsal getiriyi ve ekonomik güvenceyi hesaplıyor. Sonra da gençlerin mutsuzluğunu onların yapay kişisel sorunu gibi konuşuyoruz.

Sınav ve sonrasındaki süreç gençlerin psikolojik yükünü ağırlaştırıyor. Psikolog ve psikiyatri başvurularındaki artış, bu baskının görünür yüzlerinden biri. Devlet, vakıf veya yurtdışı üniversitesi seçenekleri çoğalırken fırsat eşitsizliği de derinleşiyor. "Bugün okul harcımı ödeyebilirim ama yarın ne olacak" sorusu gençlerin zihnini meşgul ediyor. Kur, enflasyon, iş kaybı, hatta anne ya da babasının başına bir şey gelmesi ihtimalini bile hesaplayan genç, geleceğini planlamak isterken kaygının içinde bir yol arıyor.

İki farklı öğrenciyi ele alalım. İlk öğrenci, tercihini yalnızca bölüm adına göre yapmıyor; üniversitenin uluslararası tanınırlığını, akademik kadrosunu, mezunlarının istihdamını ve yurtdışındaki karşılığını araştırıyor. Bir diğer öğrenci ise başka bir gerçekle karşı karşıya: Evinden uzak bir şehirde nerede kalacak, nasıl geçinecek, gerekirse nasıl çalışacak ünkü üniversiteyi kazanmak onun için son değil, yaşam mücadelesinin başlangıcı.