Geleceğin toprağında yeşermek - Abdullah Dörtlemez

Bir toplumun geleceği dışarıdan kurulabilir mi

Kâğıt üzerinde yeni kurumlar yaratılabilir, yeni yasalar yapılabilir, yeni bir siyasal düzen tasarlanabilir. Fakat bütün bunlar, o toplumun kendi tarihinden, kültüründen ve ortak belleğinden kopuksa gerçekten bir gelecek kurulmuş olur mu

Belki de gelecek konusunda gözden kaçırdığımız nokta budur: Gelecek yalnızca tasarlanmaz; yaşanır. Yaşanabilmesi için de insanın ve toplumun kendi yaşamıyla bir bağ kurması gerekir.

Bazı gelecekler toprağın içinden filizlenen bir fidan gibidir. Kökleri geçmiştedir; dalları geleceğe uzanır. Geçmişi tekrarlamaz ama ondan bütünüyle kopmaz. Değişir, dönüşür, yenilenir fakat bunu kendi yaşamının içinden yapar.

Bazıları ise başka bir iklimden getirilmiş bir ağaç gibidir. Dikilir, sulanır, korunur fakat kökleri yeni toprağa tutunamaz.

DOĞAL DEĞİŞİM

Ben bunlardan ilkine "organik gelecek", ikincisine "inorganik gelecek" diyorum.

Buradaki "organik" sözcüğü biyolojik bir anlam taşımıyor. Bir toplumun kendi tarihsel ve kültürel dokusuyla kurduğu sürekliliği anlatıyor. "İnorganik gelecek" ise dışarıdan getirilen bir modelin, içine yerleştirildiği toplumun kendi dinamikleriyle yeterince bütünleşememesi anlamını taşıyor.

Bu ayrım, dışarıdan gelen her şeyi reddetmek anlamına da gelmiyor. Toplumlar hiçbir zaman bütünüyle kendi içine kapalı yaşamaz. Düşünceler, kurumlar, bilim, sanat ve teknoloji toplumlar arasında dolaşır. İnsanlık biraz da bu alışveriş sayesinde gelişir.

Mesele, "almak" ve "kopyalamak" arasındaki farkta ortaya çıkar. Bir toplum başka bir yerden aldığı düşünceyi kendi gereksinimleriyle yeniden yorumlayabiliyor, kendi yaşamına uyarlayabiliyor ve zamanla onu kendisinin kılabiliyorsa dışarıdan gelen şey artık yabancı olmaktan çıkar. Organik değişim biraz da budur; buna doğal değişim de diyebiliriz.

YENİ DÜZEN VE TARİHSEL BİRİKİM

Bu düşünce, Alman düşünür M. Heidegger'in teknoloji üzerine sorgulamalarını da anımsatıyor. Heidegger'in asıl sorusu teknolojinin iyi ya da kötü olup olmadığı değildi. Onu düşündüren, dünyaya yalnızca kullanılacak ve düzenlenecek bir kaynak olarak bakmaya başlamamızdı.*

Dağı yalnızca taş ocağı, nehri yalnızca enerji kaynağı, toprağı yalnızca üretim alanı olarak görürsek onların bizimle kurduğu daha derin ilişkiyi gözden kaçırabiliriz.

Peki, toplumlara da böyle bakabilir miyiz Bir toplumu, kendi tarihinden ve iç dinamiklerinden bağımsız olarak yeniden düzenlenebilecek bir sistem gibi görmek mümkün müdür

Irak, bu sorunun düşündürücü örneklerinden biridir. 2003'te ABD öncülüğündeki müdahaleyle Saddam Hüseyin rejimi devrildi. Ardından yalnızca iktidar değişmedi; devletin kurumları ve siyasal düzeni de yeniden kurulmaya çalışıldı. Ordu ve Baas Partisi tasfiye edildi; yeni kurumlar ve yeni bir siyasal yapı oluşturuldu.