Emperyalizm üzerine - Doğan Ergenç

Neoliberal dönemde, birçok şeyin sonunun ilan edildiğine tanıklık ettik. Kimileri modern dönemin sonunun geldiğini söyleyip "postmodern" dönemin kapılarını açtı. Kimileri ise özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından sosyalizmin sonunu ilan etti. Endüstri sonrası toplumda (post-industrial society) işçi sınıfının tarih sahnesinden çekildiğini iddia edenler de oldu.

Sonu ilan edilen bir diğer kavram da emperyalizmdi. Emperyalizm kavramının dünya sistemini açıklama konusunda yetersiz olduğu söylendi. Örneğin, Michael Hardt ve Antonio Negri ikilisi, "İmparatorluk" adlı çalışmalarında böyle bir düşünceyi savundular.

Onlara göre emperyalizm olgusu, ulus devletlerin egemenliğine dayanan bir dünya düzeninde söz konusuydu; ancak ulus devletlerin egemenliğinin aşındığı bir dönemde, bu kavramın herhangi bir anlamı kalmamıştı. Bu ikili, mevcut dünya sistemini "İmparatorluk" olarak adlandırdı. Artık bu yeni dönemde, herhangi bir merkezi olmayan İmparatorluk'a karşı ulusal ölçekte bir mücadele verilemezdi; İmparatorluk küreseldi ve ona karşı verilecek mücadele de küresel olmalıydı.

ULUSAL EGEMENLİK VE ANTİEMPERYALİZM

Yine bu dönemde bağımsızlık, ulusal egemenlik ve antiemperyalizm gibi kavramların "eskidiğini" söyleyenler oldu. Bu çevrelere göre, "küreselleşme" döneminde öne çıkan olgu, ülkelerin karşılıklı bağımlılığıydı. Bağımsızlık, ulusal egemenlik ve antiemperyalizm vurgusu yapanlar "geri kafalı" ilan edildi. Dahası, bu çevreler yeni dünya düzeninin insanlığa barış ve refah getireceğini de iddia ettiler.

Hayal dünyasında yaşayanlar, çok geçmeden gerçeğin duvarına çarptılar. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırısının ardından, emperyalizm en çirkin yüzünü göstermeye başladı. Önce, "teröre karşı mücadele" gerekçesiyle Afganistan işgal edildi; burada bir "ulus inşası" girişimi başladı. Bu girişim başarısız oldu ve 2021 yılında ABD bu ülkeden çekildi. Geride ise bir enkaz kaldı. Bugün Afganistan, insan hakları ve kadın-erkek eşitliği gibi konularda utanç verici bir durumdadır.

IRAK VE LİBYA'YA GETİRİLEN DEMOKRASİ!

2003 yılında Irak işgal edildi. Neden ünkü bu ülke "kitle imha silahlarına sahipti ve lideri Saddam Hüseyin bir diktatördü"! ABD, bu ülkeye "demokrasi ve özgürlük" getirecekti! Daha sonraki süreçte Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olmadığı ortaya çıktı. Emperyalistler yalan söylemişti. Demokrasi ise başka bir bahara kaldı. Saddam devrildi ama bu ülkeye demokrasi gelmedi. Irak, mezhep çatışmalarının ve etnik çatışmaların kucağına bırakıldı.

2010 yılında Arap Baharı olarak adlandırılan süreç başladı. Tunus'ta seyyar satıcılık yapan Muhammed Bouazizi'nin kendini yakmasıyla olayların fitili ateşlendi. Baskıcı yönetimlerden bunalan insanlar özgürlük, eşitlik ve adalet için sokaklara çıktılar. Ancak emperyalist merkezler, bu süreci de kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalıştı. Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi devrildi ve bu ülke parçalandı. Suriye'de ise uzun yıllar sürecek bir iç savaş başladı.