Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir. İnsan çalışma yaşamından çekildiğinde yalnızca işyerini bırakır; haklarını, taleplerini ve yurttaşlık sorumluluklarını bırakmaz. Buna karşın Türkiye'de emeklilerin örgütlenme hakkı hâlâ ciddi bir hukuki belirsizliğin içerisinde bulunuyor. Asıl çelişki de burada başlıyor: Milyonlarca emeklinin yaşamını doğrudan ilgilendiren ekonomik ve sosyal kararlar alınırken bu insanların kendi taleplerini toplu biçimde savunabilmesinin önündeki hukuki kapılar neden kapalı
Bugün emekli yalnızca hukuki bir belirsizlikle değil, ağır bir geçim mücadelesiyle de karşı karşıya. Açlık sınırının altında kalan aylıklarla yaşamını sürdürmeye çalışan milyonlarca emekli; kira, gıda, sağlık ve temel gereksinimleri arasında her ay yeniden bir hesap yapmak zorunda kalıyor. Emekli bir yandan geçim sıkıntısıyla mücadele ederken diğer yandan bu mücadeleyi ortak bir ses ve örgütlü bir güç haline getirme olanağından da mahrum bırakılıyor. Oysa ekonomik olarak güçsüz bırakılan bir toplumsal kesimin sesini duyurabilmesinin en önemli araçlarından biri örgütlenme hakkıdır.
Sendikalar, insanların ortak çıkarlarını savunabildiği, taleplerini siyasal ve toplumsal alana taşıyabildiği demokratik bir örgütlenme biçimidir. Bu nedenle emeklilerin sendikalaşma talebini yalnızca maaş artışı veya ekonomik haklar üzerinden değerlendirmek eksik olur. Mesele aynı zamanda temsil edilme ve söz sahibi olma meselesidir.
HUKUKİ BELİRSİZLİKTürkiye'de sorun, uluslararası hukuk ile iç mevzuat arasındaki farklılıktan kaynaklanıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi, Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ve sendikal özgürlüklere ilişkin uluslararası normlar örgütlenme hakkını geniş bir biçimde ele alıyor. Metinlerde dikkat çeken kelime ise "herkes".
Fakat Türkiye'deki sendika mevzuatı esas olarak etkin çalışma ilişkisi üzerinden kurulmuş durumda. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu işçi ve işveren kavramları üzerinden ilerlerken 4688 sayılı kanun da kamu görevlilerinin etkin çalışma statüsünü esas alıyor. Böylece emekli, çalışma yaşamınım dışına çıktığı anda sendikal sistemin de dışına itilmiş oluyor.
ÖRGÜTLENME ENGELLENİYORBurada önemli bir soru var: Kanunda açıkça yasaklanmayan bir örgütlenme neden engelleniyor
Örgütlenme özgürlüğünün özü, yalnızca kanunda yazılı izinlerden ibaret değildir.
Elbette bu belirsizliği sonsuza kadar yargı kararlarıyla çözmeye çalışmak da doğru değildir. Kalıcı çözüm, açık bir anayasal düzenlemeden geçmektedir. Anayasanın 51. maddesinde emeklilerin sendika kurma hakkının açıkça tanınması, yıllardır süren tartışmayı sona erdirebilir.
ünkü mesele aslında çok basit: Emekli, hakkını kaybetmiş insan değildir. Emekli, çalışma yaşamından çıkmış ama yurttaşlık yaşamından çıkmamıştır.
EMEKLİNİN EMEĞİÜstelik sözünü ettiğimiz insanlar yalnızca bir istatistikten ibaret değil. Bu ülkenin yollarını yapan, fabrikalarında üreten, tarlalarında çalışan, okullarında çocuk yetiştiren, hastanelerinde, kamu kurumlarında ve özel işletmelerde yıllarca emek veren insanlardan söz ediyoruz. Bugün yaklaşık 17 milyon emekli yurttaşımız var. Bu insanların her biri, yaşamının önemli bir bölümünü bu ülkenin büyümesine, üretmesine ve gelişmesine adamış insanlar. Kullandığımız yolun, içtiğimiz suyun, üzerinden geçtiğimiz köprünün, üretilen malın ve verilen hizmetin arkasında onların da emeği var.

2