Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır. Onu ayakta tutan şey, geçmişte verilen mücadele kadar bugünün emeğidir. Haydar Ergülen'in söylediği gibi: "Cumhuriyet ona emek vermemizi bekliyor." Bu söz, Cumhuriyetin edilgin bir miras değil, etkin bir sorumluluk olduğunu hatırlatır.
29 Ekim 1923'te ilan edilen Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçiminin değişmesi değildi. Toplumun ve bireyin kaderine müdahale etme hakkının yurttaşa geçmesiydi. Yani Cumhuriyet, yalnızca devleti değil, insanın yaşama bakışını da değiştirdi.
Cumhuriyet, emekle yeşeren bir ağacın gölgesi gibidir. Kökleri geçmişin zorlu mücadelelerinde, dalları bugünün çabalarında uzanır. Onu yalnızca kanun maddelerinde aramak eksik bir bakıştır; çünkü Cumhuriyet, aynı zamanda sınıfta sobayı yakan öğretmende, doğru haberi yazmak için baskıya direnen gazetecide, hakkını arayan yurttaşın sesinde yaşar.
CUMHURİYET BİLİNCİEmek yalnızca üretmek değildir. Cumhuriyete emek vermek; onun değerlerini sorgulamak, korumak ve geliştirmektir. Eğitimde fırsat eşitliği için mücadele etmek, düşünce özgürlüğünü savunmak, adaletsizliğe ve yolsuzluğa karşı durmak... Bunların her biri Cumhuriyete verilen emeğin somut halidir.
Cumhuriyet yalnızca bir sistem değil, bir bilinçtir. Onu yaşatan şey de bu bilincin gündelik yaşama sızmasıdır. Kutlama günlerinde anımsanan bir sembol değil; her gün yeniden üretilen bir ortak yaşam iradesidir.
Bugün karşılaştığımız sorunlar -eğitimde eşitsizlik, hukuksuzluk, toplumsal hak ihlalleri- Cumhuriyetin emekle beslenmediğinde nasıl zayıfladığını gösteriyor. Oysa küçük bireysel çabalar bile büyük bir sistemi ayakta tutar: Okumak, yazmak, itiraz etmek, sorgulamak ve hakkı savunmak... Cumhuriyet tam da bu sessiz ama inatçı eylemlerle var olur.

7