Emek ve dayanışma - Kemal Akkurt

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD'nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı'nın ilk kıvılcımı oldu. Aradan geçen 140 yılda, bu başkaldırının gerekçelerinin ortadan kalktığını söylemek, maalesef olanaklı değil.

Avrupa ülkeleri hariç, dünyanın birçok merkezinde çalışma saatleri hâlâ 8 saatten fazladır. Güvencesiz ve sigortasız çalışma giderek yaygınlaşmaktadır. Küresel şirketlerin rekabetlerinde en etkili maliyet, ucuz emek olarak belirlenmiştir. Küresel sermaye, ya ucuz emek sunan ülkelerde üretime devam ediyor ya da göçmen işçilerle ucuz emeği kendi ayağına getiriyor.

İşsizlik ve kayıtdışılığın süreklilik kazanması, ucuz emek piyasasının oluşmasına ortam hazırlıyor. Bu ortamda iş bulabilenler, sömürülme "şansını" elde edebilmiş oluyorlar.

Küresel sermaye, sermaye hareketlerinin yol haritasını çizerken, piyasa denetim mekanizmalarını sermayenin gereksinimlerine uygun olarak şekillendiriyor. Egemenlik alanlarını da küresel şirketlerin insafına bırakıyor. Az gelişmiş ülkelerde, öncelikle küresel şirketlerin programına uygun hükümetler yaratılıyor. Buna uyum göstermeyen ülkelere ise daha militer yapılanmalarla müdahale edilerek uyumlu duruma getiriliyor. Böyle ülkelerde sendikalar, utangaç bir şekilde emek-demokrasi ve barış söylemlerini dillendirirler. Yoksullardan uzaklaşarak, entelektüeller arasında sıkışarak tartışmalarla durumu idare ederler. Oysa emek, demokrasi, barış söylemleri ve bu alandaki mücadeleler, ülkelerin demokratikleşmesinin önünü açacaktır.

SÖMÜRÜ KURUMSALLAŞIYOR

Küresel şirketler ve onların yerli uzantıları, yalnızca emeği sömürmekle kalmıyorlar. Kârları için aynı zamanda tarımı, hayvancılığı ve çevreyi de katlediyorlar. Ekolojik dengeyi bozuyorlar. Her şeyi ticarileştirip sömürüyü kurumsallaştırıyorlar. Enerji kaynaklarını ele geçirmek için, insanların ölümüne neden olmaktan çekinmiyorlar. Doğanın intikamı da koronavirüs gibi küresel salgınlar oluyor.

Avrupa Konseyi'ne üye devletler, insanlığın ortak değerleri olan ideal ve ilkeleri gerçekleştirmek ve korumak amacıyla, üye devletler arasında daha güçlü bir birliğin sağlanması, özellikle insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesi için, 1996 yılında Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi'ni imzaladılar.

Türkiye'nin de imzaladığı bu sözleşmeye göre;

- Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlamalıdır.

- Tüm çalışanlar, adil, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olmalıdır.

- alışanların, kendileri ve aileleri için iyi bir yaşam sağlamak için, yeterli ve adil bir ücrete hakkı olmalıdır.

- alışanlar, ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla, ulusal ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahip olmalıdır.