Türkiye'de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi. Hatta çoğu zaman, talih de yetmiyor: sermaye, ilişki, zaman... Ne ararsanız gerekiyor. ünkü sistemin kapısına yıllar önce asılan bir tabela var: "3 bin 500 kişiye 1 eczane." Kâğıt üzerinde planlı, makul, kamu yararı olan bir düzenleme. Ama bugün geldiğimiz noktada bu tabela, mesleğin önünde kocaman bir kilide dönüştü. Öyle bir kilit ki içeride kalan içeride yaşlanıyor, dışarıda kalan dışarıda çürüyor.
Bir tarafta... 60'larını, 70'lerini geçmiş; hâlâ her sabah kepenk açan, hâlâ nöbet yazısını takip eden, hâlâ "Bugün kaç reçete geldi" diye hesap yapan eczacılar var. "Hakkıyla emekli olayım" diyen ama olamayan... ünkü eczanesini devrettiği gün, alıştığı yaşam standardını sürdürememe korkusu var. Ve bu korku, çok insani bir korku.
Diğer tarafta... Eczacılık fakültesini bitirmiş, diplomasını cebine koymuş ama mesleğinin "sahibi" olamamış binlerce genç eczacı var. Eczane açmak istiyor, hatta "alışayım, büyüteyim, hizmet vereyim" diyor. Ama önüne çıkan tek yol: Devir. Ve devir piyasası artık bir işletme devri değil; resmen ruhsat erişimi pazarı.
Yani mesele şuna dönüyor: Eczane sahibi olmak için bilgi yetmiyor, emek yetmiyor, niyet yetmiyor. Para gerekiyor. Hem de öyle böyle değil; "hava parası", "ruhsat parası" adı altında, çoğu zaman işletmenin gerçek değerini aşan uçuk rakamlar.
Bu noktada soruyu açıkça soralım: Bu bir meslek mi, yoksa giriş bileti parayla satılan kapalı bir kulüp mü
'DEVİR BULURSAM BIRAKIRIM'Yaşlı eczacı, devretmek istiyor ama devredemiyor. ünkü devredince geliri düşecek. Bu yüzden "Ben bu fiyata bırakırım" diyor. O fiyat bulunamazsa, mecburen çalışmaya devam ediyor. Genç eczacı ise "Ben o parayı nereden bulacağım" diyor ve geri çekiliyor. Sonuç: Yaşlı eczacı emekli olamıyor; genç eczacı, eczane sahibi olamıyor; sistem ise çift taraflı mağduriyet üretiyor.
Bu durumun en ağır tarafı da şu: İnsanlar birbirini suçlamaya başlıyor. Gençler, "Yaşlılar devretmiyor" diyor; yaşlılar "Gençler değer bilmiyor" diye cevap veriyor. Oysa sorun kişilerde değil, düzenin kendisinde.
özüm basit: Kredi + emeklilik güvencesi + denetimli devir.
Bu kilidi açmak için "mucize reform" gerekmiyor. Üç tane net kaldıraç var:
1) Krediye erişim bir lütuf değil, sistem gereksinimi. Genç eczacı devir almak istiyor ama sermayesi yok, krediye erişemiyor, erişse bile koşullar ağır. Burada devlet ve Türk Eczacıları Birliği (TEB) devreye girmek zorunda. ünkü bu artık mesleğin sürdürülebilirliği meselesi. Uygun vadeli, makul faizli, gerçek değerlemeye dayalı devir kredisi modeli kurulmalı. Öyle "bankaya git, hallet" kolaycılığı değil; teminat sorununu da çözen, garanti mekanizması olan bir sistem.
2) Emekli olmak korku değil güven olmalıdır. 60- 70 yaşına gelmiş bir eczacıyı tezgâhın arkasında tutan şey "inat" değil; çoğu zaman gelir güvencesizliği. Burada TEB'in yardımlaşma sandığı üzerinden, devletin de katkısıyla, emekliliği cazip kılacak bir tamamlayıcı gelir modeli devreye sokulabilir.

8