'Dokuz İlke' bildirisi - Yüksel Işık
Atatürk'ün 'Dokuz Umde'si halkı rahatlatmak için yazıldıysa, bugünün programları neden hala arşivlerin tozlu raflarında kalıyor?
Yazar, Mustafa Kemal'in 1923'te halka dokunan ilkeler temelinde katılımcı bir yöntemle hazırlanan 'Dokuz Umde' programını örnek göstererek, bugünün siyasal partilerinin de benzer şekilde uygulanabilir, toplumcu programlar üretmesi gerektiğini savunuyor. Cumhuriyet'in karşı karşıya olduğu tehlikelerin atlatılması için bu tür programların vazgeçilmez olduğuna inanıyor. Ancak, tarihsel bir başarı örneğinin günümüze ne kadar aktarılabilir olduğu sorusu açık kalıyor.
Siyaset ilke ile yapılır. İlkelerin bütününü içeren anlamlı metne de manifesto denir. Bir çeşit politik kimlik anlamına gelen manifesto, bir politik hareketin siyasal inanç ve amaçlarına ulaşabilmek için yapılabileceklerin sınırlarını çizer.
Bazıları, "amaca varmak için her yolu mübah" görebilir ama esas olan halkın bugünü yaşanabilir, geleceğini de güvence altına alabilecek bir ilkeler bütününe sahip olmaktır. Daha da önemlisi, iktidar olunduğunda, dile getirilmiş ilkeler doğrultusunda, saptanmış sorunları çözüme kavuşturmaktır.
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı gibi...
Savaş fiilen bitmiş ama ülke "harap ve bitap" durumdadır. Artık hedef, ülkenin yıllardır yaşadığı sıkıntıları atlatmak ve düzlüğe çıkmasını sağlamaktır. O ana dek ülke yönetiminde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti söz sahibidir. Hatta TBMM'nin birinci dönemine de bu cemiyet ile girilmişti. Ancak içinden geçilen koşullar, artık güçlü bir programı ve o programı uygulamakta kararlı bir politik örgütü gerekli kılmaktaydı.
'KİMSESİZİN KİMSESİ'Cumhuriyet Atatürk de farkındadır bunun. Bu gereksinime dikkat çekmek amacıyla 7 Aralık 1922'de, Ankara basınına bir açıklama yapar. Açıklamada, "halkçılık" ilkesine dayanan ve Halk Fırkası adında bir siyasal parti kurmak istediğini belirtir. Bir de çağrı yapar; çağrısında, parti programını oluşturmak konusunda bütün yurtseverlerin, bilim insanlarının destek ve katkılarını beklediğini söyler.
Dokuz Umde, Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türkiye'nin yaşadığı sorunları çözmek üzere açıkladığı ilkeler bütünüdür. Bir çeşit manifesto da denebilecek olan ve bugünkü anlamıyla "Dokuz İlke" şunları kapsar:
Umdede (ilkede), öncelik, ulusal egemenliğe verilir. İkinci ve üçüncü ilkeler, ulusal egemenliği pekiştirici niteliktedir. TBMM dışında hiçbir makamın, ulusal yazgıya engel olamayacağının ve bütün yasalarda, örgütlerde, yönetimde, eğitimde ulusal egemenliğin esas alınacağının altı çizilir. Dördüncü ilke, saltanatın kaldırılmasına ilişkin kararın değiştirilemez olduğuna vurgu yapar. Saltanat hevesinde olanlar varsa bundan vazgeçmeleri konusunda bir uyarıdır bu.
Geri kalan ilkeler, doğrudan yurttaşın yaşamına dokunan ilkelerdir. O güne dek yerel ağaların oyuncağı haline gelmiş mahkemelerin ve o mahkemelerin istediği gibi hareket etmesine olanak veren yasaların düzeltileceği; çiftçiyi iliklerine kadar sömüren aşar vergisinin kaldırılacağı; öğrenimin birleştirileceği; askerlik süresinin kısaltılacağı ve mali, yönetsel ve ekonomik bağımsızlığın kesinlikle sağlanacağı ilkeleştirilir.
Görüldüğü üzere Mustafa Kemal, "Dokuz Umde"yi oluştururken, tarihsel, toplumsal ve güncel olanı dikkate alır. İlkesi açıktır; halkın bugününü rahatlatmak; ülkenin geleceğini güvence altına almak. Bu aynı zamanda, "herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği ve kimsesizin kimsesi bir Cumhuriyet" fikrinin de özetidir.
KATILIMCI BİR PROGRAM"Dokuz Umde"nin nasıl oluşturulduğuna gelince.
Öncelikle belirtmek gerekir ki Atatürk, dünyanın gördüğü, katılımcılığı benimsemiş az sayıda liderden biridir. Kurtuluş Savaşı boyunca da Cumhuriyetin kuruluş sürecinde de bu ilkeden ödün vermediğini biliyoruz. Savaş koşullarında Büyük Millet Meclisi'nin açılması, Akşehir'de, ordular arası futbol karşılaşmasını izliyor görüntüsü altında Büyük Taarruz'un hazırlıklarını, her düzeyde komutan ile birlikte tartışarak belirlemiş olması bunun örnekleridir. Kurmak istediği partinin programını oluşturmak için herkesin sürece katılmasını istemesi de kişiliğiyle örtüşen bu özelliğinin sonucudur.
Katkı aldığını Nutuk'ta da belirtir: "Kimi kişilerin yazılı olarak bildirdikleri düşüncelerden ve halkla yaptığım konuşmalardan çok yararlandım. En sonu 8 Nisan 1923'te, görüşlerimizi dokuz ilkede saptadım. İkinci Büyük Millet Meclisi'nin seçimi sırasında yayımladığım bu program, partimizin kuruluşuna temel olmuştur."
Halk Fırkası tarafından program olarak benimsenen "Dokuz İlke", aynı zamanda, bugünkü CHP'nin ilk programıdır.
DERS ALINMAK İİN REHBER
4