Türkiye'de son dönemde tartışılan yasal düzenlemeler ve "çözüm" başlığı altında gündeme getirilen girişimler, yalnızca bir güvenlik ya da kimlik meselesi değildir. Konu, Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal rejiminin, devlet yapısının ve toplumsal geleceğinin nasıl şekilleneceği sorusuyla doğrudan bağlantılıdır.
Bu nedenle sorunu günlük siyasi tartışmaların dar kalıplarına sıkıştırmadan, tarihsel ve teorik bir çerçevede değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Öncelikle kabul edilmelidir ki "Kürt sorunu", birkaç yasal düzenleme ya da belli grupların siyasal sisteme dahil edilmesiyle çözülebilecek basit bir sorun değildir. Yaklaşık iki yüzyıldır bölgesel ve uluslararası boyutlar kazanmış, milyonlarca insanın yaşamını etkileyen tarihsel bir meseleyle karşı karşıyayız.
Ancak burada asıl soru şudur: Bugün önerilen düzenlemeler gerçekten demokrasiye mi hizmet etmektedir, yoksa bölgenin yeniden şekillendirilmesine yönelik daha büyük bir stratejinin parçası mıdır
Bu sorunun yanıtını yalnızca Türkiye'nin iç dinamiklerinde değil, küresel güç dengelerinde aramak gerekir.
YENİDEN ŞEKİLLENDİRME PROJESİABD'nin son 30 yılda Ortadoğu'da yürüttüğü politikalara baktığımızda, demokrasi söyleminin çoğu zaman jeopolitik hedeflerin aracı olarak kullanıldığını görüyoruz.
Irak örneği bunun en açık kanıtıdır. 2003 yılında "demokrasi getirme" iddiasıyla işgal edilen Irak'ta sonuç; yüz binlerce ölüm, parçalanmış bir devlet yapısı, mezhep eksenli siyaset ve dış müdahalelere açık bir sistem olmuştur.
Libya'da da benzer bir tablo ortaya çıkmıştır. Kaddafi rejiminin yıkılmasının ardından demokrasi değil, birbirleriyle çatışan silahlı grupların hakim olduğu istikrarsız bir yapı oluşmuştur.
Suriye'de ise "özgürlük" ve "demokratik dönüşüm" söylemleriyle başlayan süreç, milyonlarca insanın yerinden edildiği, ülkenin bölündüğü ağır bir yıkıma dönüşmüştür.
Bu örneklerin hiçbiri demokrasi vaatlerinin tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. ünkü demokrasi dışarıdan ihraç edilen bir model değil, toplumların kendi tarihsel mücadeleleriyle kurdukları siyasal birikimin ürünüdür.
Tam da bu nedenle Türkiye'nin önündeki mesele, dış güçlerin bölgeye ilişkin planlarına eklemlenmek değil; kendi demokratik dönüşümünü kendi toplumsal dinamikleriyle gerçekleştirmektir. Kürt sorununun çözümü de ancak bu zeminde olanaklı olabilir.

18