'Demir ökçe' bir günde inmedi! - Okan Toygar

Jack London'ın "Demir Ökçe"si, oligarşik düzeni çok erken tarihte sezmiş romanlardan biridir. Romandaki "Demir Ökçe" yalnızca kaba devlet şiddetiyle değil, medyayı, yargıyı ve sermayeyi kullanarak da ayakta duran bir düzeni anlatır. En önemlisi toplum örgütsüz, muhalefet parçalıdır. İnsanlar baskının yalnızca başkasına yöneleceğine inanır ve rejim giderek kalıcı hale gelir.

CHP'ye yönelik kuşatmayı izlerken London'ın anlattıkları ürkütücü biçimde tanıdık geliyor. CHP'de yaşananlar günlerdir kişisel hesaplaşmalar üzerinden okunuyor. Oysa asıl soru çok daha büyük: Ülke bu hale nasıl geldi

Bugünlere gelen yolun kapısı Ergenekon davalarıyla aralandı. "Demokratikleşme" adına yürütülen bu süreçte gazeteciler, akademisyenler, askerler ve aydınlar yıllarca hapiste tutuldu; bazıları cezaevinde yaşamını yitirdi. Ama toplumun bir kısmı bunları "hak edilmiş" saydı.

Ardından siyasetçiler ve gazeteciler, Gezi Direnişi ve 15 Temmuz sonrasındaysa binlerce yurttaş "terörist", "çapulcu" ya da "hain" ilan edildi. Kısa süre sonra HDP'ye kayyımlar atandı, milletvekilleri tutuklandı. Yani bugün CHP'ye yönelen kuşatma, yıllar önce başladı.

Elias Canetti, "Kitle ve İktidar" kitabında, kalabalığın içinde insanın eleştirel düşüncesini kolayca yitirebildiğini anlatıyordu. Türkiye'de de yıllar içinde benzer bir toplumsal iklim oluştu. Otoriterleşmenin ilk evrelerinde farklı muhalif kesimlerin birbirinin mağduriyetine yeterince sahip çıkmaması, zamanla bu ülkenin yerleşik siyasal tavrına dönüştü. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Fenerbahçe kumpasıydı. Bu kumpas, hukuksuzluğun toplumsal aidiyetler üzerinden nasıl kolayca destek bulabildiğini gösterdi. İnsanlar burada siyasal değil, aidiyet temelli bir hisle hareket etti. Rakip takımın cezalandırılması arzusu; sahte delilleri, usulsüz dinlemeleri ve hukuksuz tutuklamaları görünmez hale getirdi.