Bir toplum bir gecede çürümez. Ne tek bir seçim sabahında ne bir ekonomik krizle ne de bir siyasi iktidarla başlar çürüme. ok daha sessiz, çok daha gündelik ve bu yüzden çok daha tehlikeli biçimde ilerler.
Yanlış olduğunu bildiğimiz bir davranışı "Herkes yapıyor" diyerek normalleştirdiğimizde, haksızlık karşısında başımızı çevirdiğimizde, liyakatsizliği "Bizden biri" diye savunduğumuzda büyür. Önce sözcükler değişir. Hırsızlığın adı "işini bilmek", torpilin adı "tanıdık kullanmak", kabalığın adı "açık sözlülük", şiddetin adı "hak ettiği cevabı vermek" olur. Sonra davranışlar değişir. En sonunda da vicdan susar.
Sosyal çürüme yalnızca Türkiye'nin sorunu değil. Dünya, teknolojik ilerlemeyle ahlaki gelişim arasındaki mesafenin giderek açıldığı büyük bir değer krizi yaşıyor. İnsanlık yapay zekâyı ve uzay teknolojilerini geliştirirken çocukların savaşlarda ölmesini engelleyemiyor. Gazze'de, Ukrayna'da ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan acılar günlük haber akışının sıradan parçalarına dönüşüyor.
Acıya sürekli maruz kalmak, zamanla acıyı hissetme yeteneğimizi köreltiyor.
SÖYLEM VE EYLEM FARKLITürkiye'de ise sosyal çürümeyi görmek için yalnızca büyük siyasi tartışmalara bakmaya gerek yok. Bir trafik ışığında, hastane sırasında, apartman toplantısında karşımıza çıkıyor. Başkasının hakkını ihlal etmeyi "uyanıklık", kamunun malını sahipsiz saymayı "olağan" kabul eden anlayış giderek yaygınlaşıyor.
ünkü çocuklarımıza dürüst olmayı öğütlerken dürüst insanların kaybettiğini gösteriyoruz. alışmalarını söylerken liyakatin yerine yakınlığın geçtiğini görüyorlar. Adil olmalarını isterken gücü olanın kuralları değiştirebildiğine tanık oluyorlar.
Bir toplumda söylenenlerle yaşananlar arasındaki mesafe büyüdükçe değerler inandırıcılığını kaybeder. Türkiye'nin hukuk ve şeffaflık göstergelerindeki yeri de bu güven kaybının yalnızca bir duygu olmadığını gösteriyor. Dünya Adalet Projesi'nin 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde Türkiye 143 ülke arasında 118'inci; 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi'nde ise 182 ülke arasında 124'üncü sırada.
Kuralların herkes için eşit uygulanmadığına inanan insan, bir süre sonra kurala uymayı saflık saymaya başlar.
ŞİDDETİ ÖĞRETMEKürümenin bir başka yüzü şiddettir. Kadına, çocuğa, hayvana, sağlık çalışanına, öğretmene yönelen şiddet kadar tehlikeli olan, artık bunlara şaşırmıyor oluşumuzdur. Bir kadının öldürülmesine, bir çocuğun istismarına birkaç saniye bakıp başka bir görüntüye geçiyoruz. Oysa alışmak, kabullenmenin ilk adımıdır.
Dilimiz de bu çürümeden payını alıyor. Düşüncenin yerini hakaret, eleştirinin yerini aşağılama alıyor. İnsanlar karşısındakinin fikrini değil, kişiliğini hedef alıyor. ocuklar büyüklerin birbirine nasıl seslendiğini duyuyor; gençler en yüksek sesle konuşanın haklı kabul edildiğini görüyor.

20