Cumhuriyet bilinci ve yurttaşlık - ABDULLAH YÜKSEL

Bir süredir Türkiye'de hemen her tartışmanın sonunda aynı cümle kuruluyor: "Devletin bir bildiği vardır" Bu söz artık yalnızca bir değerlendirme değil, bir yönetim anlayışının özeti haline geldi. Hukukun tartışıldığı yerde de söyleniyor, ekonominin çöktüğü yerde de. Dış politikada da, yargıda da, eğitimde de...

"Devlet aklı" denince akan sular duruyor. Oysa demokrasilerde hiçbir akıl hukukun üzerinde değildir. Devletin aklı olmaz; devletin hukuku olur. Aklı olan millettir. Cumhuriyet, tam da bu yüzden monarşiden farklıdır. ünkü cumhuriyet, yönetenlerin değil, yurttaşların ortak aklı üzerine kuruludur. Onu ayakta tutan saraylar, bürokrasi ya da güvenlik aygıtı değildir. Onu ayakta tutan, özgürce düşünebilen yurttaşların vicdanıdır.

Bugün yaşadığımız kriz yalnızca ekonomik değildir. Evet, enflasyon yüksektir. Evet, milyonlarca insan geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Evet, gençler geleceklerini başka ülkelerde aramaktadır. Ama bunların tamamı daha derin bir sorunun belirtileridir. Asıl kriz, Cumhuriyetin aklının zayıflamasıdır. ünkü bir ülkede hukuk siyasetin emrine girerse yalnızca mahkemeler çökmez; güven duygusu da çöker. Liyakat terk edilirse yalnızca kurumlar değil, umut da çöker. Bilim geri plana itilirse yalnızca eğitim değil, geleceğin kendisi zarar görür.

Bugün yaşadığımız sorunların ortak noktası Toplumun zihninde güç kazanırlar. İnsanlar "Nasıl olsa değişmez" demeye başladığında... "Kim gelirse gelsin aynı" düşüncesi yaygınlaştığında... "Herkes kendi derdine baksın" anlayışı yerleştiğinde... budur. Aklın yerini sadakat almıştır; eleştirinin yerini itaat, yurttaşın yerini taraftar. İşte "devlet aklı" söylemi tam da burada devreye giriyor. Sorgulamayı gereksiz, eleştiriyi sakıncalı, farklı düşünmeyi tehdit gibi gösteriyor. Oysa Cumhuriyetin kuruluşunda bambaşka bir anlayış vardı. Mustafa Kemal Atatürk, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." derken yalnızca bilimi övmüyordu; siyasal iktidarın üzerinde bir ölçü koyuyordu. O ölçünün adı akıldı. Bugün gereksinim duyduğumuz şey de tam budur.

YARININ TÜRKİYESİ

Muhalefetin uzun zamandır düştüğü en büyük hata, mücadeleyi yalnızca seçim takvimine sıkıştırmasıdır. Oysa iktidarlar yalnızca seçim sandığında güç kazanmaz. Siyasal mücadele başlamadan yitirilmiş olur. İşte bu yüzden Türkiye'nin gereksinimi yalnızca güçlü bir muhalefet değildir. Türkiye'nin gereksinimi, yeniden inşa edilecek bir Cumhuriyet aklıdır. Bu akıl yalnızca siyasi partilerin işi değildir; öğretmenin sınıfta anlattığı ders, hâkimin verdiği karar, gazetecinin yazdığı haber, akademisyenin yaptığı araştırma, sanatçının ürettiği eser, sendikanın emeği savunması, baronun hukuku savunması, mahallede birbirine sahip çıkan komşuluktur.

Cumhuriyet, yalnızca Meclis'te değil; yaşamın her alanında yaşar ya da yitirilir. Peki bu Cumhuriyet aklı nasıl kurulacak Önce korkunun dili terk edilecek. Sonra umutsuzluğun dili...