COP31 sürecinde su hakkı - Filiz Balta

Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi'ne yaklaşırken küresel hükümetler ve uluslararası aktörler; "yeşil finansman", "emisyon pazarlıkları" ve "teknolojik uyum" başlıklarında resmi diplomatik hazırlıklarını sürdürüyor. Ancak resmi programın hemen yanı başında, sivil toplumun ve halkların sesini yükselteceği "Halkların İklim Zirvesi"nde çok temel bir gerçeğin altı çiziliyor: İklim krizi esasen bir su krizidir ve su yönetimi yalnızca teknokratik masa başı kararlarıyla yürütülemez.

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi'nin Genel Yorum No. 15 düzenlemesi, su hakkını "yeterli, güvenli, kabul edilebilir, fiziksel ve ekonomik olarak erişilebilir" bir temel insan hakkı olarak tanımlar. Ancak bu hak, bugün hem iklim krizinin getirdiği ekolojik şoklar hem de kamusal güvenceden yoksun ticarileşme politikaları nedeniyle tarihinin en ağır sınavına doğru ilerliyor.

SU GÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE

Su Politikaları Derneği (SPD) olarak sahadan elde ettiğimiz veriler ve iklim projeksiyonları son derece uyarıcıdır. Türkiye genelinde yıllık ortalama yağışların çok düzensizleşmesi, taşkın ve kuraklık riskinin artık yönetilebilir bir kriz olmaktan çıkıp yapısal bir tehdide dönüştüğünü gösteriyor.

Kentlerimizin su şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının hâlâ ortalama yüzde 40 seviyelerinde seyretmesi ve tarımsal sulamadaki verimsizlikler su güvenliği direncimizin düşüklüğünü açıkça kanıtlıyor. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) projeksiyonları ve derneğimizin analizleri, 2030 yılı itibarıyla Türkiye'deki pek çok nehir havzasında kalıcı su açıklarının oluşacağını ortaya koyuyor.

TEMİZ SUYA ERİŞİM HAKKI

Bu kriz karşısında yayımlanan "Ulusal Su Planı (2026-2035)" ve hazırlığı süren "su kanunu "taslağı bir fırsat sunsa da halk katılımı ve hak temelli bir yaklaşım içermediği sürece yetersiz kalmaya mahkûmdur.

Su krizinin etkileri toplumun tüm kesimlerine eşit dağılmamaktadır. 2026 Dünya Su Günü vurgusunda da ifade edildiği gibi: "Eşitlik suyun aktığı yerden değil, suyun adil ve kapsayıcı yönetildiği yerden başlar."