Çocuklara ne bırakıyoruz - Abdullah Yüksel

Yeni bir eğitim-öğretim yılı başladı. Milyonlarca çocuk ve genç yeniden sıralara oturdu. Kitaplar açılacak, sınavlar yapılacak, notlar verilecek. Öğretmenler ders anlatacak, veliler çocuklarının başarısını takip edecek. Fakat bir çocuğun yaşamı yalnızca derslerden, sınavlardan ve notlardan ibaret değildir. Bazen bir öğretmenin söylediği tek bir cümle, yıllarca anlatılan bir dersten daha kalıcı olur. "Sen yapamazsın" sözü bir çocuğun içine korku bırakabilir. "Seninle gurur duyuyorum" sözü, ömrü boyunca taşıyacağı bir özgüvene dönüşebilir. "Bir daha dene" cümlesi ise ona başarısızlığın son olmadığını öğretebilir.

Bir çocuk okulun kapısından içeri girdiğinde aklımıza önce aynı sorular geliyor: Ne öğrenecek Hangi sınavdan kaç puan alacak Hangi üniversiteyi kazanacak Hangi mesleği seçecek Bütün bunlar elbette önemli. Ama eğitim üzerine düşünürken daha temel bir soruyu çoğu zaman unutuyoruz: Bir çocuğun yaşamında nasıl bir iz bırakacağız

Eğitim tam da burada başlar. ünkü öğretmek başka, iz bırakmak başkadır. Bilgi aktarabiliriz ama güven vermeyebiliriz. Başarı isteyebiliriz ama cesaret vermeyebiliriz. Oysa eğitim, yalnızca zihni değil, insanı da şekillendirme sorumluluğudur.

İnsan, insanda iz bırakır. Bir çocuğu küçümsemek de iz bırakır, onu başkalarıyla kıyaslamak da. Haksızlık etmek, dinlememek, başarısızlığını yüzüne vurmak da. Ama güvenmek de iz bırakır; elinden tutmak, hatasına karşın yanında durmak, emeğini görmek ve "Ben sana inanıyorum" diyebilmek de. ünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğimizi hatırlarlar.

EV, OKUL, TOPLUM

Yıllar geçer, çocuk büyür. Okul biter, öğretmenler değişir. Yaşam değişir. Fakat çocuklukta ve gençlikte insanın içine bırakılan bazı cümleler kolay kolay silinmez. Biz yetişkinler çocuklara bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Oysa çocuklar bizi de öğreniyor. Nasıl konuştuğumuzu, nasıl öfkelendiğimizi, hata yapan bir insana nasıl davrandığımızı, güçsüzün karşısında nasıl durduğumuzu görüyorlar. Yani çocuklar yalnızca matematiği, fiziği, edebiyatı ya da tarihi öğrenmiyor. Bizden yaşamı öğreniyorlar. Bu nedenle eğitim yalnızca sınıfta gerçekleşen bir faaliyet değildir; evde başlar, okulda şekillenir, toplumda karşılığını bulur.

Bir öğretmenin görevi elbette bilgi vermektir. Ancak bilgili insan yetiştirmek eğitim için yeterli değildir. ünkü bilgili olmak başka, iyi insan olmak başkadır. ok bilen ama adalet duygusu olmayan, başarılı ama başkasının başarısına tahammül edemeyen, güçlü ama güçsüzü ezen bir insan yetiştiriyorsak, eğitim adına neyi başardığımızı yeniden düşünmeliyiz.

TEK HEDEF BAŞARI MI