'Çıkmazdan kurtuluş Dil Devrimi' - Hürriyet Yaşar

Türkçenin özleşmesinin yolunu açan Dil Devrimi'ne karşı olanlardan Atatürk'e karşı çıkmayı göze alamayanlar, onun öz Türkçeden vazgeçtiğini, üstelik özleştirmeye girişmekle yanlış yaptıklarını söylediğini öne sürerler. Bu kişilerin en büyük dayanaklarından biri de Falih Rıfkı Atay'ın ankaya adlı kitabındaki anılarında Atatürk'ün ona "Dili bir çıkmaza saplamışızdır" dediğini aktarmasıdır. Bunlardan kimileri anıdaki bu sözden sonrasını okurdan gizlerler, kimileri de anıyı kendileri okumadıkları için sonrasını bilmezler. Hepsinin savları, bu sözdeki "çıkmaz"ın Dil Devrimi olduğudur.

Gerçi Atatürk'ün tüm yaşamı, üstelik ölümüne yakın ayları bile Dil Devrimi ve özleştirme işleri içinde geçmişken (Örneğin Geometri kitabı), o sözün "Dilde devrimle yanlış yaptık" anlamında söylenmiş olma olasılığının bulunmadığı da apaçık ortadayken Dil Devrimi karşıtları bu olasılıksız savlarını yineleyip dururlar. Böyle bir kanıt aramanın Atatürk'ün yaşamına aykırı düşeceğini savlayan özleşmeciler arasında ise Atay'ın zaten güvenilir bir anı yazarı olmadığını, başka yerlerde de olayları çarpıttığının örnekleri bulunduğunu söyleyeni de gördüm.

SÖZÜN ASLI NEYDİ

Oysa özleşme karşıtlarının birbirinden alıntılayarak dayanak gösterdikleri o sözün, onların aktardığı anlamla ilgisi yok. Bu yazımda, hem böyle bir dayanak bulunmadığını ortaya koymak hem de Falih Rıfkı Atay'ı bu söze dayanak yapılan bir anı yazarı olarak gösterilmekten kurtarmak istiyorum. Ayrıca bu iki sonucun yanında, Dil Devrimi yanlısı öz Türkçecilere de dayanak yapılan o sözün bağlamından koparılarak anlamının nasıl çarpıtıldığını, yakın tarihimizin bilimsel bir gerçeğinin kanıtı olarak sunmak istiyorum. ünkü bu bilginin eksikliğinin sıkıntısını Attilâ İlhan'a verdiğim bir yanıt yazısında ben de çekmiştim. Artık özleşmecilerin, Dil Devrimi karşıtlarının öyle bir dayanakları bulunamayacağı akıl yürütmesiyle yetinmek zorunda kalmayacaklarını umuyorum. Anının tümünü okuyunca "çıkmaz"ın değil, "çıkmazdan kurtuluşun Dil Devrimi olduğu" anlaşılıyor. Atay'ın anılarında o sözün geçtiği yer şöyle:

"Bir akşam Atatürk, sofra bittikten sonra benim, yanı başındaki iskemleye oturmamı emretti.

- Dili bir çıkmaza saplamışızdır, dedi.

Sonra:

- Bırakırlar mı dili bu çıkmazda Hayır. Ama ben de işi başkalarına bırakamam. ıkmazdan biz kurtaracağız, dedi."

Anıların "Dil ve Tarih" başlıklı bu bölümünde Atatürk'ün "Dili bir çıkmaza saplamışızdır" derken kendinin ve okumuş kesimin Cumhuriyetten önceki Osmanlılık döneminde Türkçeye sırtını dönerek Osmanlıcaya yönelmenin sorumluluğundaki ortaklıktan söz ediyor olma olasılığı bile sözkonusudur da, Dil Devrimi'nden söz ediyor olma olasılığı yoktur. ünkü Atay'ın anısında o sözden sonra anlattıkları, Atatürk'ün "çıkmaz" derken özleşmeyi kastetmiş olma olasılığını yok ediyor.

KOMİSYON KURULDU

Atatürk'ün Dil Devrimi'ni kastetmediği olasılığını güçlendiren önemli bir ayrıntı daha var. "ıkmazdan biz kurtaracağız" derken "yine" demiyor. Türkçede bir kişi kendi yanlışını gösterdikten sonra, o yanlışı kendi düzeltişinden söz ediyorsa "yine" sözünü kullanır, "Yine biz onaracağız" ya da "Yine biz düzelteceğiz" der. Burada Atatürk'ün "yine" demeyişi, kendisinin öncülük ettiği bir yanlıştan söz etmediğinin güçlü bir göstergesidir. Zaten bu anlam doğrultusunda sürüyor sözü: "Ben de işi başkalarına bırakamam. ıkmazdan biz kurtaracağız."

ÖZLEŞTİRME ABALARI

Peki, nasıl kurtaracaklarmış İşte Dil Devrimi karşıtlarının çarpıtması burada görülüyor. ünkü Atatürk Atay'ı, özleştirme işlerini bir an önce örgütleyip çalışmaların başlaması için yönlendiriyor. Anının bunu gösteren sonrası şöyle:

"O vakit Saffet Arıkan'la beraber yeni lügat komisyonu kurduk. Bu komisyona Hasan Âli, Necmettin Sadak, Celal Esat, Köprülü Fuat, Reşat Nuri, Ali Muzaffer gibi azalar seçmiştik. Anadolu kulübünde 'cep kılavuzu' denen Osmanlıcadan Türkçeye lûgatı hazırlamaya başladık. Usulümüz pek sade idi: Bir Türkçesi olan yabancı kelimeleri tasfiye ediyorduk. Kullanılır Türkçesi olmayanları Türkçe olarak alıkoyuyorduk. Artık Türkçe kelimeler yapılma devrine girmiş olduğumuzdan, şivemizdeki ek ve köklerden yeni kelimeler üretiyorduk.