Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü. Ne ulusal hukuk kurallarına uyuluyor ne de uluslararası hukuk kurallarına. Evrensel hukuk kuralları, uluslarası sözleşme ve antlaşmalar da Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar da başta ABD gibi "Güçlüyüm, haklıyım" mantığıyla hareket eden küresel güçlerce yok hükmünde görülüyor.
Nitekim ABD, Başkan Trump'ın emriyle bir gece baskınında Venezuela devlet başkanını yakalayıp kaçırdı ve kendi ülkesinde yargılayacağını açıkladı. Maduro'nun, ülkesinde hukuku ve demokrasiyi çiğniyor olması, hatta diktatör olması hiçbir yabancı güce müdahale hakkı vermez. Ne yazık ki ABD'nin dışişleri bakanı, "Birleşmiş Milletler'in ne dediği umurumda değil" dedi. Başkan Trump da, ABD'nin 66 uluslararası kuruluştan çekilme kararını onayladığı gibi, bir gazetecinin yetkilerinizin herhangi bir sınırı var mı sorusunu "Beni durdurabilecek tek şey aklım ve ahlakım. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok" diye yanıtladı. Bu kabul edilemez bir tutumdur.
Türkiye Barolar Birliği, bu tür uluslararası hukuk ihlallerine karşı harekete geçmek için, Dünya Barolar Birliği'ne, Avrupa Barolar Birliği'ne ve İnsan Hakları İçin Avukatlar Komitesi'ne (ABD) çağrı yapmalıdır.
'GÜ, HUKUKUN YERİNİ ALIYOR'Bu yaklaşım bana tarihte yaşanmış başka öyküleri anımsattı. Rus çarı I. Nikolay, "Ben ar oldukça Rusya'da avukata gereksinim yoktur. Biz onlarsız da pekâlâ yaşıyoruz" demişti. Napolyon da "En kısa zamanda avukatların dilinin kesilmesinin doğru olacağını" söylemişti. Yine Fransa Kralı 14. Louis'ye, kanundan ve devletten söz edilince, "Devlet de kanun da benim" demişti. Hitler'in adalet bakanı ise yargıçları toplayarak "Bundan sonra karar verirken şuna dikkat edeceksiniz; benim yerimde Führer olsaydı bu kararı nasıl verirdi"
Başkan Trump, öncülü olan ABD başkanlarının "Irak'a, Libya'ya, Suriye'ye demokrasi ve özgürlük getireceğiz" dedikleri gibi, gerçek amacını maskeleme gereği duymuyor ve kartlarını açık oynuyor. Onların çok petrolü var, bizim de buna gereksinimimiz var diyor ve "Venezuela'yı bundan sonra biz yöneteceğiz" diye devam ediyor. Ardından da Küba'yı, Kolombiya'yı ve İran'ı tehdit ediyor. Grönland'ı da topraklarına katmak istediğini ekliyor; "Golan tepelerinin mülkiyet hakkını İsrail'e devrettim" diyor. Bu vahim tablo karşısında, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar sessiz ve etkisiz kalıyor, güç, hukukun yerini alıyor. Bu duruma dünyanın tüm hukukçuları ve hukuk kurumları karşı çıkmalı, seslerini yükseltmeli ve tam bir dayanışma içinde itiraz etmelidirler. Güney Afrika devletinin derhal insiyatif alarak Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nda Gazze savaşı nedeniyle İsrail'e karşı soykırım davası açmasını takdirle anımsıyoruz. İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez'in İsrail'in Gazze'de işlediği soykırıma karşı açıkladığı dokuz maddelik yaptırım kararını saygıyla selamlıyoruz.
Tarih, Trump'ın hukuk ve kural tanımazlığına karşı duranları da övgüyle not edecektir, dünya adalet ve barış ile güzelleşecektir.
HAK İHLALİNDE İKİNCİ SIRADAYIZBugün, Rusya'nın gücüne ve in'in yükselişine gönderme yapılarak çok kutuplu bir dünyadan söz ediliyor ancak emperyalist emelleri aynı olmasa da in ve Rusya'da da özgürlük, hukuk ve demokrasi hak getire... AİHM'de en çok ihlal kararı çıkan ülke Rusya, Türkiye ise ne yazık ki ikinci sırada yer alıyor.
Ülkemizdeki anayasa ve hukuk ihlallerine de bir an önce son verilmelidir. İstanbul Barosu aleyhine açılan haksız ve hukuksuz ceza davasının beraatle sonuçlanması olumludur. AİHM ve AYM kararları da acilen uygulanmalıdır. Anayasanın bağlayıcı ve amir hükümlerine uyulmalıdır. Can Atalay kararına Yargıtay tarafından, Tayfun Kahraman kararına yerel mahkemece uyulmaması açıkça anayasa ihlalidir. Diğer yandan, tutuksuz yargılama esas iken defalarca seçilmiş, ülkemize hizmet etmiş, halkla bütünleşmiş ve sonuçta aklanacaklarına inandığımız belediye başkanlarının "kaçma şüphesi" gerekçesiyle tutukluluklarının sürdürülmesini 50 yıllık bir hukukçu olarak anlamakta zorlanıyorum.

4