Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan'ın ABD seyahati sırasında, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump'ın Erdoğan'a "ihtiyacı olanı" verdiğini söylemişti: Meşruiyet. Bu, Washington'ın AKP'nin meşruiyet krizini bildiğini ve kullanışlı gördüğünü açık eden bir itiraftı. Ancak aynı zamanda çeyrek asırlık AKP dış politikasının da özetiydi. ünkü AKP'nin dış politikası en başından beri hiç dinmeyen bir meşruiyet arayışının ürünüydü; iç ihtiyaçlar değiştikçe bu arayış dış politikayı da sürekli başka yönlere savurdu.

SİYASİ BAGAJ VE GÜVENCE ARAYIŞI

AKP, aslında ciddi bir siyasi bagajla siyaset yolculuğuna başlamıştı. Kurucu kadroları, Türkiye'de "müesses nizamın" karşıt kutbu olarak görülen; NATO, AB, IMF gibi örgütlere karşıtlıkla ön plana çıktığından, küresel "müesses nizam"ın da pek haz etmediği "milli görüş" geleneğinden geliyordu. AKP, "milli görüş" gömleğini çıkardığını söylese de ulusal ve küresel muhataplara güven vermesi yakıcı bir zorunluluktu.

AKP, bu nedenle, içeride laik düzeni ve ekonomik liberalleşme sürecini tehdit etmeyeceğine ilişkin güven vererek; dışarıda ise "Batı" ile yakın ilişkiler kurarak meşruiyet sorununu aşmaya çalıştı. Bu strateji kısa vadede "başarılı" da oldu. Türkiye'de sermaye çevreleri AKP'nin ekonomi politikalarından memnuniyetlerini dile getiriyor, AB uyum sürecinde yapılan düzenlemeler, Brüksel'de "devrimci" olarak niteleniyordu. AKP'nin demokrasi ve insan hakları vurgulu söylemi ise içeride muhalefeti etkisizleştirmenin, dışarıda ise rıza üretmenin etkili bir aracıydı.

SANDIK GÜCÜ VE İDEOLOJİK DIŞ POLİTİKA

Büyük bir sandık zaferiyle sonuçlanan 2007 seçimleri AKP için daha "iddialı" adımların önünü açtı. Ergenekon-Balyoz gibi kurmaca davalarla, anayasa değişiklikleriyle, iç muhalefetin kurumsal dengeleri altüst edildi. Dış politikada ise 2010'lar, AKP'nin Batı'dan devşirdiği meşruiyeti yine Batı'yla kurduğu ortaklık üzerinden Ortadoğu'ya ihraç etme dönemiydi. Arap Baharı'nın ilk yılları, ABD ile kurulan "model ortaklık" stratejisine yaslanan AKP'ye bu fırsatı bolca sağladı. AKP, Tahrir Meydanı'nda Mursi'nin posterlerinin yanında Erdoğan'ınkilerin taşınmasından övünç duyuyor; Davutoğlu ise "Arap Baharı, Türk baharıdır" diyordu.

GEZİ'DEN 15 TEMMUZ'A

Tunus'ta ve Mısır'da İhvancıların düşüşü AKP'nin Ortadoğu'da yeniden girişmek zorunda kalacağı "meşruiyet mücadelesinin" ilk habercileriydi. Katar hariç, Körfez ülkeleriyle ciddi sorunlar yaşanıyordu. "Değerli yalnızlık" süreci başlamıştı. Aynı yıllarda AKP'nin Gezi Direnişi sırasındaki orantısız müdahaleleri Batı'daki "demokrat AKP" algısına ağır darbe vurdu. Suriye'de giderek radikalleşen çizgi ve "barış süreci"nin sona ermesi ise AKP'nin Batı nezdindeki "makbul müttefik" konumunu iyice aşındırdı. Yine de Mart 2016'da AB ile imzalanan, Geri Kabul Anlaşması, o yıllarda aradığı meşruiyeti yaratmamış olsa da AKP açısından geleceğe dönük önemli bir koz olarak masada duracaktı.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında, Batı'dan destek görmemesi AKP'nin karşı karşıya olduğu "meşruiyet krizini" maskelenemez hale getirdi. İktidarı bu yalnızlıktan kurtaran ise Rusya ve İran başta olmak üzere otoriter aktörler oldu. AKP'nin iç konsolidasyon gereksinimleriyle paralel olarak dış politika da daha güvenlikçi ve milliyetçi bir görünüm aldı. Sivil özgürlükler, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü söylemleriyle başlayan siyasi serüven yerini "beka" söylemine, "iç işlerine karışmama" ve "egemenlik" gibi vurgulara bıraktı.

YENİ REJİM