Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye'yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır. Milyonlarca küçük yatırımcının birikimleri açgözlülüğün, doymak bilmez para ve iktidar hırsının kurbanı oldu. Türkiye ne yazık ki krizden krize savrulan, adeta akıntıya kapılmış, sosyal ve ekonomik buhranlarla boğuşan son derece istikrarsız bir ülke ve toplum haline getirildi. Yani sistemsizlik "sistem", anormal "normal" karşılanır oldu. Bunda karar alma mekanizmalarında yer alanların kültürel ve siyasal kodları etkilidir. Kültürel kodlar ise bireyin içinde yaşadığı toplumun ve aile çevresi tarafından şekillenir.

Bir toplumsal sistemde kültürel kodlar yalnızca itaat etmeyi öne çıkarıyor, sorgulamayı, itiraz etmeyi teşvik etmiyorsa, akıl ve bilimi yadsıyor demektir ki bu durumda çağın gerisine düşmek kaçınılmaz olur. "Üzümünü ye bağını sorma", "gemisini kurtaran kaptan", "bedava sirke baldan tatlıdır" zihniyetinin kolektif bilinçaltını oluşturduğu bir toplumda bu türden ekonomik ve sosyal krizlerin arka arkaya patlak vermesi kaçınılmazdır.

İTAAT GELDİ, LİYAKAT GİTTİ

Toplumda itaatin arzu edilir davranış şeklinde algılanması ve teşvik edilmesi iki açıdan önemli sonuçlar doğurur. Birincisi itaatin öne çıkarılmasıyla liyakatin saf dışı bırakılmasıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bireyin kültürel kodlarını içinde yaşadığı toplum ve yetiştiği aile çevresi belirler. Düşüncelerin özgürce ifade edildiği, korkunun yer almadığı, farklı düşünmenin ve hepsinden önemlisi dürüstlüğün cezalandırılmadığı sosyal ve kültürel bir sistemde eğitimli bir yönetici, astlarından koşulsuz itaat talep etmez. Aksine, karşıt görüşte de olsalar insanları görüşlerini dile getirmeleri için özendirir. Her eleştiriyi hakaret olarak görmez. Bu durum, yöneticinin dünya görüşünün demokratik bir doku taşıması demektir.

Bu türden yöneticiler için itaat değil liyakat ön plandadır. Ama özgüveni düşük, donanımı ve alt yapısı vasat olan yöneticiler ise liyakat yerine itaati ön plana çıkarırlar. Bu durumda toplumsal kurumların işleyişi aksar. Özerk ya da bağımsız kararlar almakta zorlanırlar ki bu da toplumun demokrasiden gittikçe uzaklaşması adeta bir dikta rejimine doğru yol alması demektir. Dikta rejimleri de itaati ön plana çıkarırlar. Bu tür rejimlerde neden, niçin sorularını sormak dahi suç haline getirilir.