Yarın sabah uyandığımızı ve dünyadaki bütün gazetecilerin ortadan kaybolduğunu düşünelim. İlk bakışta yaşamımızda büyük bir değişiklik olmayacakmış gibi görünebilir. Sosyal medya yine akacak. Milyonlarca insan cep telefonlarıyla yaşadıklarını paylaşmayı sürdürecek.
Peki gerçekten gazetecilere gereksinim kalmadı mı Hayır. ünkü gazeteciler kaybolduğunda kaybolacak olan ilk şey haber değil, gerçek olacaktır.
Bugün ise sorun bilgiye ulaşamamak değil; güvenilir bilgiye ulaşabilmek. Bilgi çoğalıyor ama gerçek aynı ölçüde görünür olmuyor. ünkü bilgi arttıkça doğrulama gereksinimi de artıyor.
İşte bu yüzden yapay zekâ çağında gazetecinin değeri azalmıyor; tersine daha da büyüyor.
Gazeteciliğin özü hız değil, doğrulamadır. Gazetecilik yalnızca bilgi aktarmak değildir. Tanıklık etmektir. Kuşku duymaktır. Güç sahiplerine kamu adına soru sormaktır. Olayın görünen yüzünün arkasındaki gerçeği araştırmaktır.
'ALGORİTMALARIN VİCDANI YOKTUR'Bugün hangi haberleri göreceğimize çoğu zaman algoritmalar karar veriyor. Ancak algoritmaların vicdanı yoktur. Onlar gerçeği değil, etkileşimi ödüllendirir. Gazeteciliğin görevi ise tam tersidir: Toplumun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak.
Bu nedenle yapay zekâ gazetecinin rakibi değildir; gazeteciliğin sınandığı yeni zemindir. Yapay zekâ internetteki bilgiyi yeniden düzenleyebilir. Ama henüz hiç kimsenin bilmediği gerçeği araştıramaz. Vicdani sorumluluk taşıyamaz. Hesap veremez.
Türkiye'nin yakın tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. 6 Şubat depremlerinin ilk saatlerini hatırlayalım. Enkaz altındaki insanların sesini, yardım ulaştırılamayan bölgeleri ve yaşanan dramı kamuoyuna taşıyanlar sahadaki gazetecilerdi. ünkü hiçbir teknoloji, olay yerindeki insanın tanıklığının yerini dolduramaz.
ORTAK GEREK ZEMİNİ ZAYIFLARSA...Ne var ki bugün gazeteciliği tehdit eden yalnızca teknoloji değildir. Mesleğin kendi içinde de ciddi sorunlar var. Bunların ilki, haber ile yorum arasındaki sınırın giderek silikleşmesidir. Haber, okurun kendi değerlendirmesini yapabileceği bir alan olmaktan uzaklaşıyor; ona ne düşünmesi gerektiğini söyleyen bir metne dönüşüyor. Oysa gazetecinin görevi kanaat üretmek değil, güvenilir bilgiyi sunmaktır. Hannah Arendt'in işaret ettiği gibi, ortak gerçek zemini aşındığında ortak kamusal yaşam da zayıflar.
İkinci sorun ise saha gazeteciliğinin gerilemesidir. Bugün pek çok haber, ajans metinlerinden, sosyal medya paylaşımlarından ve resmi açıklamalardan yeniden üretiliyor. Aynı olay farklı mecralarda neredeyse aynı cümlelerle anlatılıyor. Haber çoğalıyor ama bakış açıları daralıyor.
Oysa gazetecilik masa başında yeniden yazmak değildir. Gazetecilik olay yerine gitmektir. Kapıları çalmaktır. Farklı sesleri dinlemektir. Herkesin baktığı yerde kimsenin görmediğini fark edebilmektir. Tam da bu nedenle bugün asıl sormamız gereken soru, gazetecilere gereksinim olup olmadığı değil; nasıl gazeteciler yetiştireceğimizdir.
İyi gazeteci yalnızca hızlı yazan kişi değildir. Doğrulama yapabilen, kaynağını sorgulayan, dijital manipülasyonu tanıyabilen, yapay zekâyı eleştirel biçimde kullanabilen ve gerektiğinde bilgisayarını kapatıp sokağa çıkabilen kişidir.
GEREĞİN PEŞİNDEN YÜRÜMEKİletişim fakültelerine düşen görev de tam burada başlıyor. Üniversiteler yalnızca haber yazmayı öğreten kurumlar olmamalıdır. Doğrulama kültürünü, medya etiğini, veri gazeteciliğini ve dijital okuryazarlığı öğretirken öğrencilerini mutlaka sahayla buluşturmalıdır. ünkü gazetecilik yalnızca sınıfta öğrenilen bir meslek değildir; yaşamın içinde öğrenilir.

14