Bayram yaklaşırken... - Kaya Çetin

Gücün tek bir elde ya da küçük bir elit yapıda toplandığı toplumlar, çoğu kez dinsel bir kisveye büründürülen buyruklarla yönetilirler. Eğitimimizden yiyeceğimize, giyeceğimize kadar her şeye yönetimdeki bu "seçkinler" grubu karar verir.

Cumhuriyetlerde ise toplumsal yaşam, halkın koyduğu ve gerektiğinde değiştirebildiği kurallarla düzenlenir. Cumhuriyet, her şeyden önce egemenlikle ilgili bir kavramdır. Halk, seçimlerde kullandığı oyla istencini yönetime yansıtır, seçtiği temsilciler aracılığıyla da yönetime katılır.

Cumhuriyet yönetiminin işlerlik kazanabilmesi için temsil görevini üstlenenlerin, halk adına hareket etmeleri ve halkın çıkarları için çaba harcamaları gerekir. Yönetenler bir kişi, aile ya da grubun çıkarlarına hizmet ediyorsa; adı cumhuriyet olsa bile o yönetim gerçekte bir cumhuriyet değildir. Bu durumda temsilcilerin varlığı da yönetime yasallık kazandırmaz.

TEMSİL SORUNU

Cumhuriyetlerde temsilci seçiminin amaca ulaşması iki temel koşula bağlıdır. Bunlardan birincisi, halkın kendi çıkarlarını görebilecek bilinç düzeyine ulaşabilmiş olmasıdır. Seçmen eğitimle, hukukla, laiklikle, ülkesinin bağımsızlığıyla, üretimle ve kaynakların bölüşümüyle kendi yaşamı ve çıkarları arasında bağ kurabilmelidir. Bu bağları kuramayan, ilişkileri değerlendiremeyen toplumlar, temsilci seçimini doğru yapamazlar. Yönetenlerin ustaca kullandığı alalamalara kapılarak oylarını çoğu kez kendi aleyhlerinde kullanırlar.

İkincisi ise halkın, seçtiği temsilciyi denetleyebilmesidir. Denetim kanalları kapalıysa temsilciler, kişisel çıkarlarını öne çıkarıp seçimlerde verdikleri sözlerin tersini yapmaya yönelebilirler.

Üniter yapıyı, ülkenin birliğini öne çıkaranlar, açık- örtülü pazarlıklara girişebilirler. Laikliği savunacaklarına yemin edenler, laikliğin kökünü kazımaya sıvanabilirler.