13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu. Bu konferansta İkinci Dünya Savaşı'nda sonra ABD liderliğinde kurulan kurallara dayalı liberal dünya düzeninin bizzat ABD tarafından tasfiye edildiği ilan edildi. Liberal dünya düzeninin avantajlarını kullanarak ekonomik çıkarlarını geliştiren, ekonomik dev haline gelen Avrupa, çok kutuplu, kuralsız dengesiz ve düzensiz yeni küresel jeopolitik ortam için hazır değil.
Daha da önemlisi, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın güvenliğinin garantörlüğünü üstlenmiş olan ABD'nin artık bu sorumluluğu sürdürmeyeceği netleşti. Artık Avrupa'yı savunmaktan Avrupalılar sorumlu olacak. Ancak Avrupalılar kendi yetenekleri ile kendi kıtalarını savunmaya da hazır değil.
Kanımca Avrupa'nın içinde bulunduğu zorlu koşulları en iyi anlatan Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron'un, konferansta yaptığı konuşmada kullandığı "Avrupa jeopolitik güç olmayı öğrenmek zorundadır." ifadesi oldu.
AVRUPA'NIN JEOPOLİTİK VİZYONU YOKAvrupa'nın jeopolitik güç olabilmesi için öncelikle jeopolitik akıl üretebilen, statükoyu değiştirebilecek karizmatik liderlere gereksinimi vardır. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da bu çapta liderler yetişmemiştir. AB'nin yapısı ise Avrupa'yı yönlendirecek liderlerin öne çıkmasını engellemektedir.
Avrupa jeopolitik akıl üreten liderlerden yoksun olunca, Avrupa için jeopolitik vizyon geliştirmek de olanaklı olamamıştır. AB'nin kuruluş amaçları ve yapısı, ekonomik gücün askeri güce tercih edilmesi, birlik içinde rekabet, yirmi yedi üyeli AB içindeki farklı ülkelerin farklı çıkarları, farklı tehdit algılamaları Avrupa kıtası için müşterek jeopolitik vizyon oluşturulmasını engellemiştir.
Rusya'yı yakın tehdit gören Polonya ve Baltık ülkelerini, Akdeniz'deki çıkarlarına öncelik veren Fransa'yı, göçmenleri asıl tehdit olarak tanımlayan İtalya'yı, Ukrayna cephesinden çok uzaktaki İspanya'yı aynı jeopolitik vizyon altında bütünleştirmek hiç de kolay değildir. Ayrıca AB üyesi her ülkenin veto hakkının olması, dış politika ve güvenlik ile ilgili kararların ise oybirliği ile alınması, Avrupa'nın jeopolitik güç olması için gereken vizyonun bu çatı altında geliştirilmesine engel oluşturmaktadır.
Münih Güvenlik Konferansı'nda Macron ayrıca, "Jeopolitik güç olmanın Avrupa'nın DNA'sında olmadığını" da vurgulamıştır. İşte bu ifadesinde Macron yanılmıştır. ünkü tarih içinde Avrupa, sömürgecilik DNA'sını jeopolitik güç DNA'sına dönüştürerek zenginleşmiştir. Ancak artık tarih tersine işlemektedir. Artık sömürülenler, sömürenleri eski sömürgelerinden kovmakta; sömürülenler göç kitleleri oluşturarak Avrupa'yı işgal etmekte, Avrupa için en ciddi güvenlik sorununa dönüşmektedir.
Avrupa güvenlik krizi içinde İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra güvenliğini ABD'ye ve liderliğini ABD'nin yaptığı NATO'ya dayandırmış olan Avrupa, koşulların değişmesi nedeni ile günümüzde derin güvenlik krizi içindedir. Yeni koşullar, Avrupa'nın güvenlikte stratejik özerklik yeteneğine ulaşmasını gerekli kılmaktadır. Avrupa için stratejik özerklik, ABD'ye bağımlı olmadan kendi güvenlik yapısını kurmak ve güçlendirmek anlamına gelmektedir.
Yaklaşık 20 trilyon dolar gayri safi hasılası olan ve dünyanın üçüncü büyük ekonomisini oluşturan AB'nin, gayri safi hasılası sadece iki trilyon dolar olan ve Ukrayna savaşında bocalayan Rusya'yı tehdit olarak değerlendirmesi, Avrupa'nın sert güç oluşturmadan, sadece ekonomik gücü ile jeopolitik aktör olamayacağını kanıtlamaktadır

4