24 Haziran 1939, Cumhuriyet
Kişisel gelişime hevesli gençler, bu amaca yönelik rehber kitaplar yerine, Atatürk'e yakın insanların yazdığı anı kitaplarını okumalılar. Neden mi ok zor koşullarda bile öngörü, yaratıcılık, yetenek ve cesaretlerini kullanarak başarıya ulaşmanın olası olduğunu anlayabilmeleri için.
Bir örnekle anlatayım. Yıl 1937. ok önem verdiği Hatay konusunda hükümetin gevşek davranması ve sürecin tıkanmasının ardından, Atatürk'ün aklına ilginç bir eylem gelir. Hazırlık aşamasını, manevi kızı pilot Sabiha Gökçen, Atatürk ile Bir Ömür (Altın Kitaplar, 1994) kitabında özetle şöyle anlatmış: Atatürk bir akşam ankaya Köşkü'nde Gökçen'i çağırır ve Hatay konusundaki düşüncelerini sorar. Gökçen, Giritli olan annesinden dinlediği bir marşın sözlerinde "Girit" yerine "Hatay"ı koyup, yanıtlar: "Hatay bizim canımız, feda olsun kanımız!" Atatürk bu yanıtı mükemmel bulur, Gökçen'den askeri üniformasını giyip tabancasını takmasını ve akşam gidecekleri Karpiç Lokantası'nda söyleyeceklerini harfi harfine yerine getirmesini ister. Eylemin sonunda tutuklanacağı konusunda da uyarır.
Atatürk'ün masasında kardeşi Makbule Atadan, Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Kılıç Ali, Kazım İnanç Paşa ve eşi Semiha Hanım gibi kişiler, yan masada eski generallerden Kazım Sevüktekin ve arkadaşları, girişteki masada Fransız büyükelçisi ve elçilik erkânı yer alır. Sevüktekin bir konuşma yapar; Hatay'da çözüm için iki uygar devletin bir masada oturması gerektiği şeklindeki sözlerini, özellikle Fransızlar ayakta alkışlar. Sevüktekin otururken Gökçen ortaya fırlar ve Atatürk'ün ezberlettiği şekilde, Türklerin tarih boyunca dost görünen düşmanları tarafından aldatıldığını, ihanete uğradığını, Fransızların bir oyunla Hatay'ı Suriye'ye vermeyi planladıklarını ve gençlerin sabrının taştığını söyler. "Hatay bizim canımız, feda olsun kanımız" diyerek, havaya üç el ateş eder ve ortalık karışır.
Devamını yakın koruması ve kütüphane memuru Nazım Canca, "Hayatım ve Hatıralarımda Atatürk" (Opus Kitap, 2016) kitabında özetle şöyle anlatmış: "Kız kardeşi Makbule Hanım'ın elinde bir tabanca vardı ve tavana iki el ateş etti. Kurşun sesini işiten polisler lokantaya girdi. Kendisini polisten kurtarmasını isteyen kız kardeşine Atatürk, 'Polis vazifesini yapacaktır' dedi. Zabıt tutuldu, ifade alındı, fezleke eklendi ve Makbule Hanım Emniyet Müdürlüğü'ne götürülürken, Atatürk bana 'Sen de beraberinde git' dedi. Ankara cumhuriyet savcısı, tahkikatını yapmış, sabaha karşı 3 sıralarında suçüstü mahkemesini kurmuştu."
EMPERYALİZME KARŞIGökçen yargıç tarafından sorgulanırken aynı suçtan Makbule Atadan ve Semiha İnanç da getirilir. Üç kadının da tavana ateş etme nedenleri aynıdır: "Ulusal hislerimiz galeyana geldiği için". Yirmi dörder saat hapislerine karar verilir ve cezaevine, kadınlar koğuşuna sevk edilirler.
Sabaha karşı Atatürk bir heyetle cezaevine gelir, meydanda toplanan tüm kadın mahkûmlarla sohbet eder ve Adliye Vekili Şükrü Saracoğlu'na "Yeni mahkumlar nerede ve hangi suçlardan mahkûm olmuşlar" diye sorar. Saracoğlu, "Hatay'ın Türkiye'ye ilhakı için Türk kadınları namına, umumi yer olan Karpiç Lokantası'nda tabanca ile havaya ateş etmekle, her biri yirmi dörder saat hapse mahkum edilmişlerdir. Cezalarının sekiz saatini dolduran mahkûmların geri kalan müddetini de adliye vekili olmam hasebiyle affediyorum" der ve hapishaneden hep birlikte çıkarlar.

10