Aşı ve güvensizliğin analizi - Bekir Kocazeybek

Geçen gün 24 Ekim Dünya ocuk Felci günüydü. Bilim insanı virolog J. Salk'ın 1952'de geliştiridiği ve kas içine uygulanan inaktif çocuk felci aşısı ile 1960'larda Albert Sabin'in geliştirdiği ağızdan alınan Sabin canlı (atenüe) aşısı 5 yaş altı çocuklarda başarı ile uygulanmaktadır.

ocuk felci, özellikle merkezi sinir sistemini etkileyen ve bazı hastalarda kalıcı felce neden olan bir hastalıktır. Hastalık aşılama ile küresel ölçekte yüzde 99'dan daha fazla azalmıştır. Türkiye'de ise son çocuk felci vakası Kasım 1998'de saptanmıştır.

ocuk felci aşıları, çiçek hastalığının dünya çapında ortadan kaldırılması ve Covid19 pandemisinde hastalık yükünün azaltılması, aşılamanın halk sağlığı açısından önemini ortaya koyan başlıca örneklerdir. Ancak bilimsel başarılara karşın aşılara yönelik güvensizlik ve aşı reddi varlığını sürdürüyor. Üstelik günümüzde dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla bu güvensizlik yeni boyutlar kazanıyor.

Aşıların tarihsel gelişimi incelendiğinde bilimsel ilerleme ile toplumsal güven arasında inişli çıkışlı bir ilişki görülüyor. Bu süreç dört dönemde ele alınabilir:

- Deriye erken inokülasyon ve bilim öncesi (18. yüzyıl öncesi ve sonrası): Bu dönemin en yıkıcı ve ölümcül hastalığı olan çiçek hastalığından korunmak amacıyla in, Güney Asya, Osmanlı İmparatorluğu ve Britanya gibi farklı coğrafyalarda variolasyon yöntemi uygulanıyordu. Bu yöntemde sağlıklı kişilere çiçek hastalığı geçirenlerin lezyonlarından alınan materyal aktarılıyordu. Daha sonra Edward Jenner'ın vaksinasyon (insan çiçek deri lezyonları yerine inek çiçeği deri lezyonlarının uygulanması) yaklaşımı, hastalıktan korunmada yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu dönemde aşı güvensizliği veya reddinin temelinde hem tıbbi hem de dini kaygılar ön sıradaydı. 1853'te Birleşik Krallık zorunlu aşı yasası çıkarmış, buna karşın "Kişisel özgürlükler kısıtlanıyor" iddiası ile aşı reddi muhalefeti gelişmiştir.

- Kurumsallaşma, bilimsel yaygınlık ve küreselleşme (19.-20. yüzyıl ilk dönemi): Bu dönemin en belirgin özelliği "Bir mikrop bir enfeksiyon hastalığına neden olur" hipotezinin R. Koch tarafından önerilmesidir. Bu dönemde L. Pasteur kuduz aşısını geliştirmiş, Ferran'ın başarılı kolera aşı kampanyası yerel halkın güvenini kazanmış, Salk ve Sabin çocuk felci aşılarını geliştirmiştir. Bu dönemde aşı geliştirme merkezleri kurulmuş, kurumsallaşma oluşmuş ve bilimsel uzmanlığın geçerliliği artmıştır. 1967'de başlatılan aşı kampanyası ile 1980'de küresel düzeyde ilk kez bir viral hastalığın (çiçek) aşı ile yok edildiği resmen WHO tarafından açıklandı.

Başarılı aşı çalışmaları ile salgınların kontrol edilmesi gerekçesiyle aşı uygulamalarının zorunlu hale getirilmesi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Bununla birlikte aşıların yaygınlaşması, zorunlu aşılama ve bireysel özgürlükler arasındaki tartışmaları sona erdirmedi. ABD'de 1905'teki Jacobson v. Massachusetts kararı, toplum sağlığını korumak amacıyla belirli koşullarda zorunlu aşı uygulamalarının mümkün olabileceğini ortaya koydu.

- Kriz, tartışma ve güven aşınması (20.yüzyılın ikinci yarısı): Bu döneme kadar özellikle çocuk felci aşılarında çarpıcı, başarılı sonuçlar güveni artırmıştır. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında aşılarla ilgili güvenlik tartışması toplumsal nitelik kazandı. 1955'te ABD'de Cutter laboratuvarında üretilen çocuk felci aşılarının bir bölümünde virüsün yeterince etkisizleştirilememesi, ciddi sonuçlara yol açtı. Aşıya duyulan güveni sarsan bir diğer gelişme, 1998'de A. Wakefield ve çalışma arkadaşlarının kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşısı ile otizm arasında ilişki bulunduğunu öne süren araştırmasının The Lancet dergisinde yayımlanmasıydı. alışma daha sonra geri çekildi; iddiaları bilimsel kanıtlarla desteklenmedi. Buna karşın araştırma yanlış iddiaların yayılmasında etkili oldu. Cutter ve Wakefield olayları toplumun güvensizliğini artırdı.

- Dijital çağ ve parçalanmış güven (21. yüzyıl başlangıcı): Bu dönemde toplum, tıbbi kurumlar ve aşılama arasındaki ilişkide belirgin bir dönüşüm oluştu. Aşı bilgilerinin öncelikle hekimler, halk sağlığı kuruluşları ve geleneksel medya aracılığı ile dağıtıldığı önceki dönemlerin aksine internetin ve sosyal medyanın yükselişi, bireylerin sağlık bilgilerine erişimini ve bunları değerlendirme biçimlerinin temellerini değiştirdi.