Gerçek anlamda, "demokratik hukuk devleti"nden söz edilebilmesi için her şeyden önce birtakım kurumların ve işleyen kuralların olması gerekir. Bunların en başında da kuşkusuz yasama, yürütme ve yargı gelir. Kurumların kâğıt üzerinde varlığı yetmez, uygulamada da görülüyor olması gerekir. Kesintilerle de olsa, 75 yıllık bir demokrasi deneyimi ve 150 yıllık parlamento deneyimi olan ülkemizde halen, bütün kurumlarıyla çalışan ve tüm kurallarıyla işleyen bir demokrasiden söz edemiyoruz.
16 Nisan 2017'de gerçekleştirilen anayasa değişikliği referandumu ile de Türkiye'nin yönetim sistemi, yüzde 48.59 "Hayır" oyuna karşılık, yüzde 51.41 "Evet" oyu ile parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmiştir.
Parlamenter sistemden vazgeçilmesi, "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi"ne geçilmesi, bugün daha iyi görüldüğü gibi yanlış olmuştur, bünyemize uymamıştır. ünkü, her ülkenin siyasal rejimi o ülkenin yaşadığı tarihi süreçlerin sonucunda şekillenir. Bizde de böyle olmuştur.
GÜVENİLİRLİK ZEDELENDİAnayasal rejimimizin temelinde milli irade kavramı vardır, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" iddiası vardır. Ayrıca siyasal tarihimizde Meclis'in hep çok özel ve önemli bir yeri olmuştur. Millet iradesi meclise yansır ve milletvekilleri eliyle de kullanılır. Bu nedenle bizim anayasalarımız da ülkemizin tarihi gerçeklerine, geleneklerine ve demokrasiye en uygun olması nedeniyle parlamenter sistemi benimsemiştir. "Türk tipi başkanlık sistemi" de denen bugünkü sistemin bilimsel adı "monokrasi"dir, yani tek kişinin üstünlüğüne dayanan yönetim biçimidir. Bu sistem, parlamenter sistem ile taban tabana zıttır.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi ile birlikte, meclisin etkisi ve işlevi zayıflamıştır. Parlamentoların varoluş nedeni olan bütçe yapma hakkı kısıtlanmış, son sözü cumhurbaşkanı söylemektedir. Meclis'in denetim yetkisi iyice sınırlandırılmıştır. HSK'nin yapısı tamamen değişmiş, kurulun üyelerini aynı zamanda iktidar partisinin genel başkanı da olan cumhurbaşkanı ile iktidar partisinin Meclis çoğunluğu seçmektedir. Böylece yargı siyasallaşmış, bağımsızlığı kalmamış ve kuvvetler ayrılığı fiilen ortadan kalkmıştır. Bu durum görülmekte olan kimi davalara ve kararlara da açıkça yansımaktadır. Anayasa Mahkemesi kararları ve kesinleşmiş AİHM kararları uygulanmamaktadır. Uluslararası hukuk endeksinde çok gerilere düşülmüş, kamuoyu araştırmalarında da anlaşıldığı üzere vatandaşın yargıya güveni kalmamıştır.
YSK VE ANAYASA İHLALLERİHer alanda büyük iddialarla getirilen yeni sistemin, on yıllık uygulamasıyla görülmüştür ki, "Türk tipi başkanlık sistemi" hiçbir konuda başarılı olamamıştır. Ülkemizin hukuku, demokrasisi geriye gitmiş, eğitimi, ekonomisi, gelir dağılımı adaleti bozulmuştur. Hukuk güvenliği başta olmak üzere, can güvenliği ve mal güvenliği kalmamış; her gün bir yenisini duyduğumuz suç örgütleri gençleri ve çocukları kullanır olmuştur. TBMM'de "Suça İtilen ocuklarla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu" kurulmuştur. Bu süreçte olmayan ve kalmayan bir şey de "seçim güvenliği ve yüksek seçim kurulu'dur (YSK)"
Türkiye, demokrasisi ve hukukundaki birçok eksiğe rağmen 1950'den sonra seçimlerini düzgün biçimde yapmayı başarmış bir ülkedir. Ta ki, 17 Nisan 2017 Anayasa referandumunda daha oy kullanımı devam ederken, iktidar partisi YSK temsilcisinin başvurusu ile ve YSK kararı ile mühürsüz oy pusularının hukuka, anayasaya, yasaya ve YSK genelgelerine aykırı olarak "geçerli" kabul edilmesine kadar. Bu yanlış, hukuksuz ve usulsüz karar ile YSK'nin yansızlığına, güvenilirliğine ve saygınlığına ilk darbe vurulmuş ve sonuçta ülkenin rejimi değişmiştir. İkinci güven kırılması ise, 2019 yerel seçimlerinde CHP İstanbul Büyükşehir Belediyesi adayı Ekrem İmamoğlu'nun net biçimde kazandığı seçimin, ortada hiçbir haklı neden ve somut bir delil yokken iktidarın talebi doğrultusunda iptal edilmesiyle yaşanmıştır. Üstelik aynı zarfla sandığa atılan dört oy pusulasından üçü geçerli sayılırken yalnızca büyükşehir için kullanılan oylar geçersiz sayılarak büyükşehir belediye seçimi iptal edilmiş ve seçimin yenilenmesine karar verilmiştir. Bu yanlış karar da YSK'nin güvenilirliğine ve saygınlığına vurulan ağır bir darbe olmuştur.

13