Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor. Bu çocukların yaş ortalamalarına bakarsak ağırlıklı olarak ilköğrenim andının okunmadığı yılların çocuklarından söz etmek mümkün. 2013'te Andımız kaldırıldı. O yıl 6 yaşında olan çocuk şimdi 19 yaşında. Suç artışının ekonomik, sosyal nedenleri var, elbette. Acaba bu olumsuz gidişatta kaldırılan Andımız'ın da payı var mı
Elbette bu sorgulama pedagoji ile sosyal psikiyatri alanı. Ancak bu sorgu Andımız'ın kaldırılış gerekçesi olarak sunulanlardan ayrıştırılarak yapılmalıdır. Zira, Andımız basit bir milliyetçi söylem değildir.
Andın kaldırıldığı 2013'e gelinirken Reşit Galip adı daha da tartışılır oldu. ünkü doğaçlamasıyla Andımız'ın yaratıcısıydı. Etnik ayrılıkçısı, siyasal İslamcısı her zaman yaptıkları dezenformasyonları saldırıya dönüştürdü. Aslında bu saldırı onun adadığı ömre, Türk varlığına yönelikti.
23 Nisan 1933'teki bayram açılışının son cümleleriydi Andımız: "Türküm, doğruyum, çalışkanım! Yasam; küçüklerimi korumak, Büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun."
YURTTAŞLIK VE AİDİYET DUYGUSUok beğenilmişti. Böyle bir ant uluslaşma sürecinde gerekliydi. Aynı nedenle, bir benzeri Amerikan Andı 1892'den beri ABD'de okunuyordu. Ama Türk varlığından söz etmek bazıları için ırkçılıktı. Ağız birliğindeki mikro milliyetçiler, ümmet toplumu isteğindekiler faşist ve asimilasyon maksatlı buluyorlardı. Ulus devlet karşıtı diğerleri de işin içindeydiler. Oysa Türküm demek, yurttaşım demekti. Cumhuriyeti kuran halkın, milletin ferdiyim, demekti.
Andımız'ın ilk kelimesi aidiyet belirtmesiyle karşıt taraflara algı yaratmakta fırsat verir görünse de aslında Ernest Renan'ın ulus tarifindeki yurttaş olmanın vicdani bağıydı. Cumhuriyetimizin 1924'ten bu yana anayasası Renancı ilkelerle yazılmış, kayırmacı olarak tasarlanmamıştır.
Cumhuriyetin kültür temelli olduğuna işaret ederek "Kültürü uygarlıktan ayırmak güçtür ve gereksizdir" diyen Atatürk, Cumhuriyeti medeniyet oluşturma yolu olarak tayin etmiştir. Ulus devletle bireylerin aidiyet duygusuyla bütünleşmesi uygarlık oluşturmada ilk duyusal örgütlenme alanıdır.
Atatürk'ün Türk milleti tarifindeki "kurucu halkın" bir jeopolitik alanı yurt edinimi olarak baktığımızda bu duyusal bağın sürekliliği kadar o jeopolitik bütünlüğün korunması için de jeopolitik oyun gücüne sahip olmak ve sürdürmek de zorunlu bir koşuldur.
JEOPOLİTİK OYUN GÜCÜ"Jeopolitik Rota" adlı eserinde Amiral Soner Polat, "Medeniyetler, siyasi değil, birer kültürel güç olmalarına rağmen siyasi gücü besler ve onu her türlü rekabete hazırlarlar" bilgisini verirken jeopolitik oyunda teknoloji sahibi olmanın gücünden de bahseder. Bu güce erişmenin koşullarını ise şöyle sıralar: Üretim fazlasıyla gelen zenginlik bu zenginliğin siyasi, askeri her türlü örgütlenmede rasyonel kullanımı; üretim fazlasının, nimetinin dağılımında adil davranılması, küskünler yaratılmaması ve toplumun hukuk çerçevesinde örgütlenmesi.
Andımız'ı bu sıralananlar koşutunda ele alalım. "Türküm" bütünleyiciliğiyle yurttaşlıkta eşitliği ve ulusal çıkardaki ortaklığı gösterir. Bazılarının sandığı gibi millet/ulus bir milliyetin hükümranlığı değil, farklılıkları, etnisiteleri yurttaşlıkta bütünlemektir. Her etnisite şereftir. Yani Türklük alt ya da üst değil bütünleyici kimliğimizdir. Doğru terminoloji budur. Aidiyetin adı da tarihsel süreç içinde oluşmuştur. Bu ada itiraz etmek; mümkün olmayanı istemek, nehrin yukarıya doğru akmasını istemektir. Emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı'nın dili Türkçeyken milletin bu haktan vazgeçmesi beklenemez.
Andımız'daki "Doğruyum" vurgusunu değerlendirirsek:
Doğruluğun ilke olmadığı bir toplumda uygarlık gelişebilir mi Sürdürülebilir mi Zenginliğe, üretim fazlasına ulaşılabilinir mi Ya da adil paylaşım olmadan uygarlık kurabilir misiniz Bu sorulara olumlu yanıt vermek güç. Haksız paylaşımın olduğu bir toplumda, kendi çıkarlarını başkalarının çıkarlarından üstün tutanların egemenliği sürer, adalet dahil hiçbir alanda o toplum ileri gidemez.
"alışkanım" vurgusuna göz atarsak:
Sıralanan dört koşulu sağlamak için ne Türk ne de doğru olmak yeterlidir. alışkan olmak da gereklidir ki üretim fazlası yaratılabilsin. alışkanlık, sıralanan dört koşulu harekete geçiren yakıt gibidir. Emekçisinden akademisyenine, politikacısına kadar çalışkan bir toplum olma hedefi yalnızca üretim fazlası yaratmakla sınırlı değildir. Asıl amaç, sürekli ilerleyerek "başka milletlere av olmayacak" bir seviyeye yükselmek ve elde edilen bu irtifa farkını koruyacak ileri güce sahip olmaktır.

4