Beyin, insan vücudundaki en karmaşık organ. Milyarlarca nöron ve trilyonlarca bağlantıyla çalışan bu muazzam sistem, düşünceyi, duyguyu, kararı ve nihayetinde kaderi belirliyor. Antik çağdan beri filozoflar insanın akıl gücünü övmüş, modern bilim ise bu gücün biyolojik temellerini anlamaya çalışmıştır. Ancak insanlık tarihi bize şunu da gösteriyor: Beyindeki küçük bir bozukluk bazen yalnızca bir insanın değil, milyonların kaderini etkileyebilir.
Nörobilimci David Eagleman'ın da dikkat çektiği gibi tarih boyunca bazı dini liderlerin, sanatçıların ve yazarların temporal lob epilepsisi yaşadığı düşünülür. Jeanne d'Arc'ın duyduğu sesler, Dostoyevski'nin nöbetler sırasında yazdığı eserler ya da Handel'in müziği üzerine yapılan tartışmalar bunun örnekleri olarak anılır.
BEYİN SAĞLIĞI VE İNSAN DAVRANIŞIAma mesele yalnızca sanat ve inanç dünyasıyla sınırlı değil. 1966'da Texas Üniversitesi'nde gerçekleşen ve onlarca insanın ölümüne yol açan Charles Whitman saldırısı, yıllar sonra yapılan otopside amigdala bölgesinde bulunan bir tümörle açıklanmaya çalışıldı. Türkiye'de "Dinar Canavarı" olarak anılan vakada da benzer şekilde frontal bölgede bir tümör tespit edilmişti. Beynin davranış ve dürtü kontrolünü yöneten merkezlerindeki bir bozukluk, insanın karakterini ve kararlarını dramatik biçimde değiştirebiliyor.
Bu örnekler, tıp dünyasında uzun süredir tartışılan bir soruyu gündeme getiriyor: Beyin sağlığı ile insan davranışı arasındaki çizgi ne kadar net
Bu soru yalnızca bireysel trajediler için değil, siyasi tarih için de geçerli. Birinci Dünya Savaşı sırasında ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın geçirdiği beyin kanamasının, aldığı bazı kritik kararları nasıl etkilediği bugün hâlâ tartışılıyor.
Tarihi belirleyen kararları çoğu zaman birkaç insan verir. Ve o kararların arkasında da çoğu zaman bir insan beyninin karmaşık biyolojisi vardır.
ZİHİNSEL BERRAKLIĞIN ÖNEMİBugün dünyaya baktığımızda insanın aklına istemeden şu soru geliyor: Dünyanın kaderini belirleyen liderlerin zihinsel durumlarını gerçekten ne kadar biliyoruz

2