Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ydü. Bu gün yalnızca eşitlik taleplerinin yüksek sesle dile getirildiği bir tarih değildir. Aynı zamanda kadın emeğinin görünmez kılınan yüzünü, kadınların yaşamda kalma stratejilerini, suskunlukla direnme arasındaki ince çizgiyi yeniden düşünme günüdür. Bu yüzden, bugün edebiyata bakmak, özellikle de Orhan Kemal'i yeniden okumak bir tercih değil, neredeyse bir zorunluluktur.

Orhan Kemal, Türk edebiyatında kadını ne idealleştirir ne de acının nesnesi haline getirir. Onun kadınları süslenmiş acı kahramanları değildir; yaşamın yükünü taşıyan, emeğiyle ayakta duran, çoğu zaman kimsenin fark etmediği ama yaşamı fiilen döndüren gerçek insanlardır. Fabrikada çalışan, tarlada çalışan, evin içinde bitmeyen bir emek döngüsüne sıkışan bu kadınlar sessizdir belki ama silik değildir. Yoksuldurlar ama edilgen değildirler.

Orhan Kemal, kadın karakterlerini çoğu zaman "acı çeken" figürler olarak kurar ancak onları asla acıya mahkûm etmez. ünkü onun edebiyatında acı, bir son değil; bir eşiktir. Bu eşikten geçen kadın ya kırılır ya da dönüşür. Ve Orhan Kemal neredeyse her zaman dönüşüm ihtimalini açık bırakır.

BİLİN KAZANMA ÖYKÜSÜ

Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri, Hanımın iftliği'nin Güllü'südür. Güllü, yoksulluk, erkek şiddeti ve sınıfsal baskı içinde büyür. Yaşam onu erken yaşta sertleştirir. Ancak Güllü'nün öyküsü bir "masumiyet kaybı" anlatısı değildir; bir bilinç kazanma öyküsüdür. Roman ilerledikçe Güllü, kaderin pasif nesnesi olmaktan çıkar; yaşamın öznesine dönüşür. Bu dönüşüm Orhan Kemal için tesadüf değildir. ünkü onun dünyasında kadın, koşulların biçimlendirdiği ama o koşullarla pazarlık edebilen bir varlıktır.

Güllü'yü güçlü kılan şey, sürekli itiraz eden, yüksek sesle direnen bir kadın olması değildir. Tam tersine; bazen susmasıdır, bazen hesap yapmasıdır, bazen yanlış yapmasıdır. O, "ezilen ama susmayan" kolaycı kalıbın dışındadır. Yaşamda kalmayı başaran bir kadındır. Orhan Kemal'in ahlaki tutumu da tam burada belirginleşir: Kadını yargılamaz; onu bu tercihlere zorlayan düzeni ifşa eder. Güllü'nün erkeklerle, mülkiyetle ve iktidarla kurduğu ilişki bireysel bir ahlak sorunu değil; sınıfsal bir yaşamda kalma stratejisi olarak anlatılır.

Bu yaklaşım, Orhan Kemal'in kadınlara bakışındaki temel ilkedir. Onun kadınları "iyi" ya da "kötü" değildir; yaşamda kalanlardır. Bu nedenle Orhan Kemal edebiyatı, bugünün kadın mücadelesiyle hâlâ güçlü bir bağ kurar. ünkü bugün de kadınlar yalnızca direnerek değil; akıllarıyla, sezgileriyle, zaman zaman susarak, zaman zaman pazarlık ederek yaşamda kalıyorlar.

'KIZLARIN KADERİ'Nİ REDDEDİŞ...

Bu çizgiyi Bir Filiz Vardı'nın Filiz'inde başka bir biçimde görürüz. Filiz, aydınlık gerçekçiliğin simgesidir. Zeki, inatçı ve dimdik duran bu genç kız, yalnızca erkek şiddetine ve ahlaki ikiyüzlülüğe karşı değil; susmayı erdem sayan, çıkarları uğruna kabullenen anlayışa da öfkelidir. "Karda yürüyüp izini belli etmeme"nin fazilet olarak sunulmasına itiraz eder. Filiz, "kızların kaderi" diye dayatılanlara razı olmayan asi bir filizdir; kırılmayan, bükülmeyen bir daldır.