Tahtadan kılıçlar

Gül Baba'nın Budapeşte'deki türbesi, bir Bektaşi alperen mirasını koruyan Macar halkının vefasını simgeliyor; ama yalnız taş ve mermerle korunan hatıralar gerçekten yaşıyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 16. yüzyılda Macaristan'ı fetih sırasında şehit düşen Bektaşi alp Gül Baba'nın, Macar halkı tarafından asırlar boyunca koruna gelmesini Türk-İslam medeniyetinin sınırlarının ötesinde uzanan vefanın örneği olarak sunuyor. Gül Baba'nın türbesinin yakın zamanda restore edilmesini medeniyetimize duyulan derin saygının belgesi sayıyor. Ancak bu saygı, tarihten tamamen silinen Türk varlığının hatırlanması için yeterli mi, yoksa daha derin bir medeniyetler diyaloğunun gerekliliğine işaret mi?

Avrupa'nın orta yerindeyim. Bir Pazar günü. Kiliselerde çan sesleri susmuyor. Sert bir yokuşu olan caddeye doğru ilerliyorum. Yüksek ağaçlarla dolu bir tepeye doğru...

Caddenin sonunda tanıdık bir mimari karşıma çıkıyor. Etrafı çevrili bir kompleks... Ortasında, Anadolu'dan Balkanlar'a uzanan o Türk-İslam üslubu. Tepenin zirvesinde karşımda duransa o tanıdık mimarinin örneği olan bir türbe... Türbenin yanıbaşında başlarında Bektaşi sarıkları olan kabirler... Sahi Avrupa'nın tam orta yerinde bu türbenin ne işi var

Bunun sebebini anlamak için 500 yıl geriye gitmek gerekiyor. O mazinin en şanlı günlerine...

İstanbul'da bir Bektaşi tekkesi... Bahçesinde sarı - kırmızı güller yetiştiren bir derviş...

O dervişin adı: Gül Baba. Rivayet odur ki asırlar sonra o bahçe, Mekteb-i Sultani'nin, yani Galatasaray Lisesi'nin bahçesine dönüşüyor.

1526'daki Mohaç Savaşı sonrası Macaristan'da vassal bir kralı, Zapolya'yı atayan Türk İmparatorluğu'nda daha önce Balkan Fetihleri'nde olduğu gibi alperenler de Avrupa'nın orta yerinde vazife alıyor.

Dile kolay... Harp zamanı düşmana karşı demirden kılıcıyla korkusuz bir alp, sulh zamanı yanına tahtadan kılıcını alıp gönül fethetmeye koşan bir eren! Düşmanlık yapana karşı şedit, yapmayana müşfik...

Gül Baba Macarlar tarafından öylesine seviliyor ki hatırası asırlar boyu yaşıyor...

Avusturyalıların bitmek bilmeyen tacizlerine ve Budin'i işgallerine karşın Devlet-i Aliyye Budin'e sefer ilan ediyor. Sonrasında Budin Seferi'nde Sultan Süleyman kumandasındaki Türk Ordusu Macaristan'ı fethediyor ve vatan topraklarına katıyor.

Rivayetlere göre sefer sırasında Gül Baba da şehit düşüyor. Cenaze namazına iki yüz bin kişinin katıldığı, namazı (Türk oğlu Türk!) Şeyhülislam Ebu Suud Efendi'nin kıldırdığı, en ön safta da Türk İmparatorluğu'nun büyük Hakan'ı Sultan Süleyman'ın bulunduğu söyleniyor.

Sonrasında Gül Baba, Budin'in yüksek bir tepesine yapılan ve şu anda yanı başında bulunduğum türbeye defnediliyor.

Aradan koca bir buçuk asır geçiyor. 2. Viyana Bozgunu sonrası Budin'e giren Avusturyalılar da Budapeşte'deki koca Türk mahallesini yakıp, yıkıp Türkleri ve Türklere ait tüm izleri yok etmeye başlıyor. Ama bu sırada bir şey oluyor...

Bir buçuk asır önce kendilerine kılıç çekip topraklarını alanların en ön safında yer alan Gül Baba'nın türbesinin etrafını Macar halk sarmaya başlıyor. Türbeyi yok etmek isteyen Avusturyalı askerlere karşı Macarlar etten bir duvar örüyor ve Gül Baba'nın maneviyatını, türbesini teslim etmiyor. Türk İslam fütuhatının o büyük, kahraman Bektaşi alp erenlerinden Gül Baba'nın hatırasına Macarlar sahip çıkıyor. Tahta kılıcıyla gönülleri böyle fetheden bir alperen Gül Baba...