Yazar, Batı kültürü ile geleneksel değerleri sentezleyemeyen bazı ebeveynlerin çocuklarına terbiye vermekten aciz kalarak öğretmenlerin otoritesini kırdığını ve bu durumun eğitimi sabote ettiğini savunuyor. Temel iddiası, aile eğitiminin eksikliğinin hiçbir eğitim sisteminin başarısını garantileyemeyeceğidir. Ancak yazar, çocuk merkezli yetiştirme tarzını "amorf" olarak nitelendirirken, bu yöntemi bütünüyle reddetmesi gerekli midir?
Bundan yaklaşık beş yıl önce, 9 Eylül 2021'de bu köşede "Öğretmenler Kimsenin Şamar Oğlanı Değildir" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O günlerde Türkiye'nin dört bir yanındaki öğretmenlerden eğitim sendikalarına kadar bu yazımla ilgili çok fazla geri dönüş olmuştu...
Aslında yeni nesillerle, çocuklar ve gençlerin yetiştirilmesiyle ve ailelerle ilgili büyük bir toplumsal sorunun bulunduğu, bazı musibetlerin gelmekte olduğu o zamandan belliydi.
Bilhassa hem Türk toplumunun hızlı dönüşümünün, kentleşmenin, ailenin küçülmesinin ve bireyleşmenin hem de birçok kesimden ebeveynde görülen tuhaf statü kaygılarının, geleneksel değerlerle bağ kopmasının ve Batı'nın kültürel hegemonyasının altında ne gelenekle ne modernlikle alakası olmayan amorf bir türe dönüşümün tartışılması gerekiyordu. Bilhassa da bunun çocuk yetiştir(eme)me boyutunu ve öğretmenin itibarına ve otoritesine saldırı boyutuna varan bir sonradan görmelik halini... O gün şöyle yazmıştım:
"Son yıllarda geleneksel çocuk yetiştirme kültürümüzün ortadan kalktığını ve yerini çocuğun her istediğini yerine getirmeye çalışan çocuk merkezli bir yetiştirme tarzının aldığını görüyoruz. Çocuğun her isteğine adeta bir kutsallık atfeden bu (sözde) 'modern ebeveynlik' gittikçe yaygınlaşıyor. Elbette, çocuklara aşırı otoriter davranmayı, çocuğu yok saymayı içeren olumsuz çocuk yetiştirme tarzının değişmesi gerekiyordu ama anlaşılan kantarın topuzu kaçtı.
Bazı anne-babaların hayat boyu içlerinde kalan, en başta tüketim kültürü olmak üzere eksikliklerini yaşadığı ne kadar şey varsa bunu çocuklar üzerinden tatmin etmeye çalışmaları yalnızca bir görgüsüzlük hali olarak ortaya çıkmıyor. Bu aynı zamanda çocuğu uzun vadede olumsuz etkileyen ve dahası eğitim hayatına da zarar veren bir hale bürünüyor."
Bu noktada bazı ebeveynlerin öğretmenlerin, eğitim kurumlarının çocuklar üzerindeki otoritesini ve etkisini kırmaya dönük barbar hallerini de ele almıştım. Esasında okul sadece bilgi aktarılan bir yer değildir. Okul otorite, terbiye, iyi vatandaş yetiştirme ve millet inşası süreçleri için vardır ama bu ancak ödül-ceza mekanizması ile mümkündür. Kendileri bu otoriteyi kurmaktan, terbiye vermekten aciz olan bazı velilerin bunun okulda yapılmasına da müsaade etmediklerinden özellikle de öğretmenlere olan muamelelerinden bahsetmiştim:
"Artık öğretmenlerin gereken saygıyı görmediği, derslerde olması gereken asgari otoritenin bile kurulmakta zorlandığı ve bunda bazı velilerin çocukları olumsuz yönde teşvik edici tavırlarının payı olduğuna dair bir kanaat yer yer oluşmuş durumda. Öğretmenleri şikayet etmekle tehdit eden öğrenciler ve her gün her saat bazı veliler tarafından aranarak adeta hesap sorulan öğretmenlerimiz var.

3