Doğrusu ya, eline kalemi alıp spor sayfalarında yazan, TV ekranlarına çıkıp yorumlar yapan bizler, "arada" kantarın topuzunu kaçırıyoruz...
Yazımda "asıl konuya geçmeden", öncelikle "Kantarın topuzunu kaçırmak" sözcüğünün anlamını "Sözlüklerde anlatıldığı şekliyle" yazayım:
"Kantarın topuzunu kaçırmak, bir işte, bir davranışta veya bir konuda ölçüyü kaçırmak, sınırı aşmak ve aşırıya gitmek anlamına gelen yaygın bir deyimdir.
Geçmişte ağırlık ölçmek için kullanılan kollu terazilerde (kantar), dengeyi sağlamak için kullanılan ve metalden yapılmış olan hareketli ağırlığa 'topuz' denirdi. Bu topuzun kantarın ucundan kayıp düşmesi terazinin ayarını ve dengesini tamamen bozardı. Günlük hayatta işlerin çığırından çıkması da bu mantığa benzetilir."
Evet, bizler de "gazete sayfalarında, TV ekranlarında zaman zaman yaptığımız yorumlarda, eleştirilerde, hatta övgülerde" kantarın topuzunu kaçırıyoruz...
"Kantarın topunun kaçırıldığı" eleştiriler sonrasında Beşiktaş'taki görevinden ayrılan teknik direktör ayrılan Sergen Yalçın "bu tür yorumlardan" şikâyetçi ve de haklı!.. Hele hele "bazı yorumcular" var ki, TV ekranlarında "sırf yüksek reyting (izlenme oranı) almak için "insafı ve vicdanı bile unutanlar" var.
Diyor ki, Sergen; "Beşiktaşlı eski futbolcular ve eski takım arkadaşlarım TV'ye, YouTube'a çıkıyorlar. Dünyadan haberleri yok ama sürekli bel altı vurmaya çalışıyorlar. Ayıp, utanın! Ne antrenörlük ne de yorumculuk
yapabiliyorlar. Gündeme gelmek ve kulüpte görev almak için herkesi eleştiriyorlar. Kalleş bunlar!.."
Taraftara da kırgın; "Ben yürüyorum su geldi üstüme, şöyle bir baktım şişe geldi. Yuh yani artık! Benden öncekilere yabancı hocalara attınız mı su şişesi Yok, niye.."

25