Engel olanlar, Engel tanımayanlar

Mekkelilerle görüşme halindeyken çağrısını ertelediği Abdullah b. Ümmi Mektûm, hayatının sonuna kadar efendimizde unutmayacağı iz bırakmıştır.

"Kendisine o âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve öteye döndü. Ne bilirsin, belki de o arınacak yahut öğüt alacak..." (Abese, 80/1-11).

Abdullah (r.a.), ileriki dönemde efendimizin müezzinlerinden olacak hatta Medine'deki temsilcisi olacaktır.

Hz. Peygamber her zaman özel gereksinimli insanları tecrit etmeden onurlandırmıştır.

Bir ayağı aksak olan Muâz b. Cebel'i (r.a. Yemen'e vali atamış.

Bir savaş sırasında "Ya Rasûlullah ben Allah yolunda savaşarak şehit olup cennete gidersem bu ayağım cennette düzelir mi" diye soran aksak Amr bin Cemûh'u (r.a.) "düzelir" buyurarak sevindirmiş, şehadetinden sonra da "Amr'ın şu anda diğer ayağı da düzelmiş olarak cennette yürürken görüyorum" buyurmuştur.

Hal böyleyken her fırsatta her doğruya set teşkil edenler olduğu gibi hiçbir engeli tanımayanlar da olagelmiştir.

Engel olma saplantısındaki: "inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar..." (Enfâl 8/36)

Yanı sıra engel tanımayanlar ise doğru yoldan ayrılmamak için canlarını dahi vermekten çekinmezler.

Evet, Engelliler Haftası farkındalık oluştursun diye, engel tanımayan "Özel İnsanlar"dan birkaç örnek sunalım.

Halk nazarında bilinmeyen, farklı bakışla engel olunan bu "Özel İnsanlar" çok hassas ve farklı meziyetlere, hikmetini bilemediğimiz özel ilâhî taltiflere mazhardırlar.

1990'larda Gaziantep'te ders halkalarında ahraz (konuşma ve işitme engelli) 20'li yaşlardaki Yunus'u tanıdım. Bakmaya kıyılamayacak güzellikte fidan gibiydi. Engelliler okulundan eğitim almış. Kendi kendine Kur'an öğrenmiş, belli sureleri ezberlemiş (kendi okuyuşuyla) bana dinletiyordu.

Sohbetlerde duymadığı halde pürdikkat kesiliyor. Sebep olarak da, sohbettekiler uyumasın, dikkat kesilsin diye yapıyordu.

Siyah şalvarının üzerine beyaz gömlek giyerdi. Bize de ısrarla "beyaz güzeldir, kirlendi mi yıkar giyersin" derdi. Çalışkandı, şehir merkezinde tatlı satar, boş durmazdı. Sonra evlenip çoluk çocuklara karışmış Yunus.

Yine Ali İçipak'ı (Gaziantep'te) hatırladım. İHL'yi bitirdikten sonra evlenmişti, kısa süre sonrada ayaklarından felçli kalmıştı. Ali de kıyılmayacak boyda, fidan gibi bir gençti. Bir erkek çocuğu vardı.

Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Ali hocanın evinde ders ve sohbet halkası eksik olmazdı. Grup grup ders halkalarına kâh fıkıh hadis kah tefsir dersleri işliyordu.

Yurt dışından ilaç gelecek umuduyla beklerken en ufak bir şikâyeti yoktu. Kur'an ve sünnetle yoğrulmuş ders halkaları onun bütün engellerini kaldırmıştı. Yıllar sonra soyadı gibi pırıl pırıl olan Ali İçipak'ın vefat haberi hüzne boğmuştu. Ama Otuzlu yaşlara çok güzellikler katarak rabbine kavuştu. Rabbinin rızasına nail olmak için hiçbir engele takılmadı. Bunun şahidiyiz.