Ağzı bozuk küfürbaz yöneticiler utanır mı
NUSRET REŞBER
Yıllardır toplum olarak önüne geçilemeyen içimi kemiren bir konu. Daha önce aynı düşüncelerle bir makale de yazdım.
14 Haziran 2018'de "Sözün güzelini söyle" başlığıyla "Akit Gazetesi"nde yayınlandı. Bu makaleyi, 2015'te Tokat- Turhal 'Cengiz Topel İlkokulu'nun başlattığı bir kampanyadan esinlenerek yazmıştım.
Okul idaresi, "küfürlü ve argo konuşmaktan kaynaklı fiziksel ve ruhsal şiddeti önleyerek çocukların eğitim ortamındaki motivasyonlarını artırmak için" "Kötü Söz Söyleme, Ağzını Kirletme" adlı projeyi hayata geçirmişti.
İlgili yazıma tekrar göz attığımda benzeri kampanyaları, başka okulların farklı tarihlerde yaptıklarını da gördüm. Ki, birçok okul benzeri kampanyalar yapmışsa iki sorun var demektir.
1. a) Küfürlü sözle konuşma, ağza yakışmayan bozuk ifadelerin yaygınlık kazanması, toplumun her kesimini derinden rahatsız ettiği gerçeği. b) Ve buna engel olmak için de anne-babaların dışında en temel eğitimlerin verildiği okullarda toplumun geleceğini miras alacak öğrencilerce ve onlara öncülük yapan eğitimcilerce yaraya neşter vurulma duyarlılığı.
Burada da (a şıkkı), toplumu derinden rahatsız eden küfürbaz dilin yaygınlık kazanması elbette ki çok acı bir durum ancak (b şıkkı) azınlık ta olsa, yaraya neşter vurulma teşebbüsü de bir o kadar sevindirici ve gurur verici.
Bugünlerde küfürlü dilleriyle, türlü ahlaksızlıklarıyla ayyuka çıkan bazı siyasiler bundan ar duyar mı sanmam
2. Gelecek nesle, mirasımız olacak evlatlarımıza koruma-kollama ve sahip çıkması gereken biz büyükler, her türlü kötü örnekliğe sebep olanların vurdumduymazlığı. Ve buna rağmen ortalıkta hatta bazen ülke yönetimine bile talip olacak kadar toplumun tepelerinde hak ediyorlarmış gibi boy endam gösterme cüretleri.
Küçüklüğümden beri rahatsız olduğum, iğrendiğim bu konu, bugün bir büyük olarak beni daha etkiliyor, o günün büyükleri adına daha utandırıyor. Çok şükür ailem de yok idiyse de çevremdeki büyüklerin çok matahmış gibi ar-hicap duymadan; ekmek sudan daha çok kullandıkları küfürler arasında her çok çocuk gibi geçti çocukluğumuz.
Yetmezmiş gibi bir de anne babaları, büyükleri, "şuna … şunu söyle, hadi!" demezler miydi "Hadi şuna … söylersen şu hediyeyi vereceğim!.." diye özendirirlerdi.
Bir müddet sonra çocuk, bir isteği yapılmayıp öfkelendiğinde ise onu öğretenlere aynısını, üstüne koyarak tekrarlardı. Ne olduğunu bilmezdi kötü söz duyan, kullanan çocuklar ama büyükler de küfürlü sözler kendilerine geri dönünceye kadar ne kötü söz öğrettiklerini anladıkları yoktu.
Büyüklerin bu bozuk, kirli dilini çocuklar uzun süre kafalarında tekrarlar dururdu.
"… ne demek." "bu… neyi temsil eder"
Üstad CAHİT ZARİFOĞLU, büyüklerin kullandığı bu dilin en günahsızını "ANLAMAK" adlı şiiriyle dillendirmiş. Büyüklerin geçmişte kullandığı kirli dili hatırladığımda nedense Zarifoğlu'nun bu masum şiiri gelir aklıma.
"Bazen anlıyorum, bazen anlamıyorum. annemi, babamı nenemi
annem şöyle der göstererek beni: cin gibi maşallah
cin ne demek gibi ne demek
babam diyor ki bana bakarak: altını üstüne getirmiş evin. hiç yapabilir miyim dediklerini
ninemse der bana: topaç gibi
bir dedem açık insan pek de zeki. dilinden bal akar.
attaya gidelim der. al sana şeker der. göz kırpar. okşar. sever.
bir de gıdıklar. dedemi çok anlıyorum.
KÜFÜR VARSA BİZ YOKUZ

7