Son altı ayın beşinde sanayi üretimi daraldı. Mart ayından sonra yüksek teknolojili ürün gruplarında üretim hacmi, ana trendin altına geriledi. Salgından sonra yüksek teknoloji grubunda iyi bir ivme yakalanmışken, bunu korumamız gerekiyor
Koronavirüs salgını, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ekonomik açılardan zorlu geçmişti. Ama diğer yandan salgın, Türkiye ekonomisi için belli fırsat pencerelerini de aralamıştı. Çin'de uzun süren kapanmalar sonrası tıkanan tedarik zincirleri, Türkiye'de sanayiyi yeniden canlandırmıştı. Çin'den mal tedarikinde sıkıntı yaşayan ABD ve Avrupa, rotayı Türk sanayicilerine çevirmişti. Hızla artan ihracat, Türkiye'nin salgının daraltıcı etkilerinden dünya ortalamasına kıyasla daha hızlı çıkmasına katkı sağlamıştı. O dönemde özellikle yüksek teknolojili sanayi üretimi, hızlı bir ivmelenme yakalamıştı.
Sanayideki bu pozitif trend son aylarda dağılmaya başladı. Son altı ayın beşinde sanayi üretimi daraldı. Sadece içeride sıkılaşan finansal koşullar değil, başta Avrupa ekonomisi olmak üzere küresel ekonomideki durgun seyir de sanayiyi olumsuz etkiliyor. Yüksek teknolojili sanayi de bu gelişmelerden olumsuz etkilendi. Mart ayından sonra yüksek teknolojili ürün gruplarında üretim hacmi, ana trendin altına geriledi.
REKABET GÜCÜNÜ DOĞRU YERDE ARAMAK
Sanayicilerin ve ihracatçıların rekabet gücünü kur ve işçi ücretleri üzerinden ziyade katma değerli üretim ve verimlilik artışıyla sağlamaları, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelişim yoludur. Ama reel sektörün dönüşümü de öyle bir anda olamıyor. Teknolojik dönüşüm zaman alan bir iş; istikrarlı bir ilerlemeye ihtiyaç var. Hazır salgından sonra yüksek teknoloji grubunda bir ivme yakalanmışken, bunu korumak gerekiyor.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) Programı ve HIT-30 gibi seçici ve nitelikli teşvik politikaları büyük önem taşımaktadır. Böylesi stratejik teşviklerin ağırlığını daha fazla artırmalıyız. Aynı durum finans piyasaları için de geçerli. Kredi ve finansal fonların daha büyük kısmını, üretimini teknolojik olarak dönüştürmeye istekli ve hazır şirketlere yönlendirmeliyiz. Ve tabi ki teknoloji odaklı bir girişimcilik ekosistemi için kurumsal altyapımızı güçlendirmeliyiz. Orta ve uzun vadede yüksek teknolojili ihracatın payını yüzde 4-5'lerden yüzde 20-30 bandına çekmenin yolu bu politikalardan geçiyor.
TÜKETİM HARCAMALARININ İKİ YÜZÜ
SIKI para politikası şu ana kadar daha çok ekonominin arzüretim tarafını soğutmuş olsa da gecikmeli etkiler son dönemde tüketim harcamaları tarafında da kendini hissettiriyor. Enflasyonla mücadelede, iktisatçıların ve politika yapıcıların aklına genellikle ilk olarak talebi soğutma stratejisi geliyor. Ama, talepteki soğumanın bileşenleri ve kompozisyonu çok daha kritik bir konudur. Zira talepteki yavaşlamanın kendini zorunlu harcamalardan ziyade, daha çok ihtiyari harcamalarda göstermesi daha sağlıklıdır. Türkiye'de eğilimin bu yönde olduğuna yönelik emareler olsa da yüksek gelirli kesimlerin harcamalarda ayağını yeterince gazdan çekmediğini görüyoruz. Dar ve orta gelirli kesimlerin satın alma gücünde yaşadıkları kayıplar, onların taleplerini mecburen frenliyor.

133