Küresel ekonomide büyüme tıkandı

Jeopolitik riskler, ticaret savaşları, yükselen faiz oranları ve kur dalgalanmaları gelişmekte olan ekonomilerin büyüme hızını belirgin biçimde yavaşlattı. Küresel ekonominin dışsal şoklardan kurtulup altı dolu bir büyüme hikâyesine ihtiyacı var

Savaşın ardından küresel ekonomi, asli meselelerine dönmeye çalışıyor. Geçen haftaki yazıda, ülkelerin borçluluk seviyelerinin savaşın ardından gündemi meşgul edecek konuların başında geldiğini belirtmiştim. Ekonomik büyüme de diğer bir kritik konu başlığı. Zira küresel ekonomi son yıllarda ciddi bir büyüme sorunu yaşıyor.
2020'li yıllar, II. Dünya Savaşı sonrasında küresel ekonominin en yavaş büyüme performansını sergilediği dönem olarak dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkeler zaten uzun yıllardır üretkenlikte müzmin bir durgunluk yaşıyordu. Son 20-30 yılda ise gelişmekte olan ülkeler, küresel ekonomik büyümenin motoru işlevini görüyordu. Ancak jeopolitik riskler, ticaret savaşları, yükselen faiz oranları ve kur dalgalanmaları derken, gelişmekte olan ekonomilerin büyüme hızı da belirgin biçimde yavaşladı.

ALTI DOLU BİR BÜYÜME HİKÂYESİ
Çin bile bu yavaşlamadan nasibini aldı. Bir zamanlar çift haneli büyüme oranlarının altına inmeyen Çin ekonomisi, şimdilerde yüzde 5 büyümeyi yakalamakta zorlanır oldu.Öyle ki Pekin hükümeti, 2026 için büyüme hedefini yüzde 4,5-5,0 aralığına indirdi. Bu, 1991 yılından bu yana en düşük büyüme hedefi olarak kayıtlara geçti. Bir dönem milli gelirin yüzde 25'ini oluşturan gayrimenkul ve çevresindeki sektörlerin son dönemde yaşadığı sıkıntılar, Çin'de büyümeyi aşağı çeken unsurların başında geliyor. Gayrimenkul yatırımları son 5 yıldır ekside. Sektör hem arz hem de talep tarafında doygunluğa ulaştı. Son iki yılda konut fiyatları yüzde 27 geriledi. Varlık fiyatlarındaki gerileme, Çin'de hanelerin tüketim harcamalarının hedeflenen hızla ilerleyememesine neden oluyor. Sadece gayrimenkul değil, sabit sermaye yatırımlarındaki yavaşlama da Çin büyümesini vuruyor.

Hindistan'ın, küresel ekonomik büyümenin ateşleyici gücü olma rolünü Çin'den devralacağı konuşuluyordu. Hakkını teslim etmek gerekir: Hindistan, koronavirüs salgını sonrasında en hızlı büyüyen ekonomilerin başında geliyor. Son beş yılda büyüme ortalaması yüzde 7 civarında seyrediyor. Ancak buna rağmen Hindistan, Çin kadar küresel büyüme üzerinde etkili olamıyor. Sanayi üretimi, inovasyon potansiyeli ve dış ticaret bağlantıları henüz Çin'in ulaştığı seviyede değil.
Yapay zekâ (YZ) yatırımları küresel büyüme için bir başka umut kapısı. Amerikan ekonomisinin 2025 yılındaki büyüme performansının yaklaşık yüzde 40'ının YZ yatırımları sayesinde gerçekleştiği tahmin ediliyor. Fakat bu büyümeden yararlanabilen şirketlerin, çalışanların ve yatırımcıların sayısı çok fazla değil. YZ yatırımlarına dayalı büyüme şu an için çok kapsayıcı değil. Amerikan ekonomisi için bile durum böyle. Dünyada kısa vadede YZ'den ekonomik büyüme devşirebilecek ülke sayısı ise zaten oldukça sınırlı. Dolayısıyla, YZ'nin de küresel büyümedeki durgun seyre ilaç olması kolay değil.
Sözün özü, küresel ekonominin dışsal şoklardan kurtulup altı dolu bir büyüme hikâyesine ihtiyacı var.

MAESTRO'NUN ÖLÜMÜ VE MERKEZ BANKACILIĞI
1987-2006 yılları arasında Fed'in başkanlık koltuğunda oturan Alan Greenspan hayatını kaybetti. "Maestro" lakabıyla anılan Greenspan, merkez bankacılığı tarihine adını kazımış bir figürdü. Hatta kendisini modern merkez bankacılığını şekillendiren baş aktör olarak tanımlamak abartı olmaz.
Hayranı çok olduğu gibi, kendisinden hazzetmeyenlerin sayısı da az değildi. Finans piyasaları onu severdi; çünkü onları büyük ölçüde üzmeyen bir para politikası anlayışına sahipti. Buna karşılık reel ekonomiyi aynı ölçüde öncelediğini söylemek güçtü. Merkez bankacılığı ile ekonomi politiği birbirinden ayırarak para politikasını daha steril bir alana çekmeye çalıştı. Enflasyonla mücadele bakımından başarılı sayılabilecek bir miras bıraktı. Ancak bu başarıda kendisine hak ettiğinden fazla pay verildiğini düşünenlerdenim. Zira düşük enflasyon döneminde küresel koşullar Greenspan'in lehineydi.