IMF, 2026 küresel büyüme tahminini yüzde 3.1'de sabit tutarak büyümenin pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösterdi. Büyümenin önünde savaş dışında farklı riskler de bulunuyor
Küresel ekonomi, 2020'li yıllar itibarıyla son 60 yılın en zayıf ve istikrarsız büyüme dönemini yaşıyor. Bu hafta Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nu yayımlayan IMF, küresel büyümenin ağır aksak da olsa sürdüğünü, ancak bu performansın bile pamuk ipliğine bağlı olduğunu vurguladı.
IMF, 2026 yılına ilişkin küresel büyüme tahminini yüzde 3.1'de sabit tuttu. Bu oran, dünya ekonomisinin uzun vadeli ortalamasının kabaca 0.3 puan altında büyüdüğüne işaret ediyor. Sapma ilk bakışta küçük görünebilir ancak küresel GSYH'nin 128 trilyon dolar olduğu düşünüldüğünde, bu fark 384 milyar dolarlık bir kayba karşılık geliyor.
Raporda, Orta Doğu'daki savaşın küresel büyüme üzerindeki etkisinin korkulduğu kadar büyük olmadığının da altı çiziliyor. IMF'nin modellemesine göre enerji arzındaki esneklikler devreye girmeseydi Hürmüz Boğazı'nın kapanması, 2026 yılında küresel ekonomik büyümeyi 0.9 yüzde puan aşağı çekebilirdi. Ancak petrol sevkiyatında alternatif güzergâhların kullanılması, diğer bölgelerde petrol üretimin artırılması ve stratejik rezervlerin kullanılması gibi arz tarafındaki uyum mekanizmaları sayesinde büyüme üzerindeki olumsuz etki 0.4 yüzde puanla sınırlı kaldı.
Ayrıca, 2010'ların ortalarından bu yana dünya ekonomisinin petrole bağımlılığının yaklaşık yüzde 20 azalmasının, savaşın küresel büyüme üzerindeki tahmini etkisini 0.1 yüzde puan daha hafiflettiği değerlendiriliyor. Böylece, savaşın petrol fiyatları kanalıyla küresel ekonomik büyümeyi 0.9 yüzde puan yerine yaklaşık 0.3 yüzde puan aşağı çektiği tahmin ediliyor.
BORÇ KAPANI
Bu hafiflemiş negatif etkiye rağmen büyümenin önünde savaş dışında riskler de var. Bunların başında, yükselen tahvil faizlerinin zaten şişkin olan kamu borç stoku üzerinde yarattığı baskı geliyor. Ülkelerin kamu maliyesini sürdürmekte yaşadığı güçlükler, sosyal refah ve dönüşüm süreçleri için ihtiyaç duyulan kamu yatırımlarının hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. Yüksek faizler, KOBİ'lerin finansmana erişimini kısıtlayarak özel sektör yatırımlarının tabana yayılmasını da engelliyor. Sonuçta ekonomik büyüme potansiyel hızından uzaklaşıyor.
Küresel ekonomide büyüme umutları büyük oranda yapay zekâya (YZ) bağlanmış durumda. Ancak bu teknoloji, aynı zamanda ciddi bir risk unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Son 1.5-2 yılda YZ hem büyük şirket yatırımlarını hem de küresel ticaret hacmini ayakta tutan unsurlardan biri oldu. Fakat bu teknolojik dönüşümün, insanlığın yararına olacak şekilde ekonomide üretkenliği artırıp artıramayacağı bir muamma. İlk etapta YZ'ye yönelik altyapı yatırımları ağırlıkta olduğu için çip üretimi ve veri merkezi inşaatları büyümeye daha kolay destek olabiliyor. Ancak bu yatırımlar, şu an için arz ve talep tarafında sınırlı sayıda ülkeyi etkileyebiliyor.
MSCI'IN TÜRKİYE DEĞERLENDİRMESİ
Dışarıda bu riskler tartışılırken içeride fon türbülansı ekonominin bir numaralı gündemi olmayı sürdürüyor. ABD merkezli borsa endeks sağlayıcısı MSCI'dan Türkiye hisse senedi piyasasına ilişkin bir açıklama geldi. Türkiye'nin MSCI endeksindeki konumuna dair değerlendirmenin kasım ayında yapılması bekleniyordu, ancak fon türbülansının etkisiyle açıklama öne çekildi. MSCI'ın değerlendirme notunun dili ağır olsa da kurumun aceleci davranmayıp Türkiye'nin mevcut statüsüne ilişkin nihai kararı Haziran 2027'ye bırakması bir açıdan olumlu. Böylece Türkiye, "gelişmekte olan piyasalar" kategorisinde kalabilmek için gerekli denetim ve önlemleri hayata geçirme açısından zaman kazanmış oldu. Bu statüyü korumak, Türkiye'nin kurumsal yabancı yatırımcı tabanını koruması ve çeşitlendirmesi açısından önemli. Türkiye yaşadığı bu süreçten gerekli dersleri çıkarıp harekete geçebilirse, tahvil ve hisse senedi piyasalarında risklerin biriktiği küresel ortamda kendini sağlama alabilir.

16