Hanelerin ve şirketlerin davranış kalıplarını anlamadan sadece finans piyasalarını yönlendirmeye çalışarak para politikasını düzgün biçimde yönetemezsiniz. Merkez Bankası da bir süredir bu alana kafa yoruyor
Para politikası tarafında beklenti yönetimi çok önemlidir. Hatta para politikasının sanatsal bir kısmı varsa, orası beklenti yönetimidir diyebilirim. Merkez bankaları, beklenti yönetiminde çok uzun yıllar sadece finans piyasalarını dikkate aldılar. Aslında bu çok ciddi bir hataydı. Ama bu, çoğu merkez bankası için hatadan ziyade ideolojik bir tercihti.
Ana hedefi fiyat istikrarını sağlamak olan bir kurumun öncelikle haneleri ve şirketleri ikna etmesi gerekiyor. Zirâ mal ve hizmet fiyatlarının belirlenmesine etki eden iki ana aktör onlar. Haneler, tüketimde neyi, ne kadar ve nasıl alacağına karar veren aktördür. Şirketler ise talebi dikkate alarak ve maliyet kalemlerini göz önünde bulundurarak fiyatlama yapan taraftır. Finansal piyasalar elbette bu denklemde önemsiz değildir; ancak enflasyon açısından belirleyici olan asıl aktörler haneler ve şirketlerdir. Dolayısıyla, hanelerin ve şirketlerin davranış kalıplarını anlamadan sadece finans piyasalarını yönlendirmeye çalışarak para politikasını düzgün biçimde yönetemezsiniz.
Merkez bankaları bu gerçeği 2008 krizinin ardından idrak edebildi. İletişim teknolojilerinin yaygınlaşması neticesinde daha fazla insanın ve şirketin sosyal medya yönelmesi de politika yapıcıların konuya bakışını etkiledi. Koronavirüs salgınında yaşanan üretim sıkıntıları ve fiyat artışları ayrı bir dönüm noktası oldu. Merkez bankaları son yıllarda hanehalkı ve şirket beklentilerini daha fazla dikkate almaya başladı. En azından bu kesimlere yönelik daha fazla ölçüm ve saha çalışması yapmaya başladılar.
BEKLENTİ NASIL FARKLILAŞIYOR
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da bir süredir bu alana kafa yoruyor. Reel Sektöre İktisadi Mercek (RESİM) çalışması, bu bağlamda yapılan önemli çalışmalardan biri. TCMB, sadece reel sektör tarafını değil, son bir iki yıldır hanehalkı tarafını da daha yakından takip etmeye gayret gösteriyor. Bu kapsamda, "Hanehalkı Beklenti Anketi" isimli saha çalışması biraz daha nitelikli bir hâle getirildi. Bu saha çalışmasının yeni versiyonunun ilk sonuçları bu hafta yayımlandı.
Hanelerin 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentileri yüzde 48.81 olarak açıklandı. Bu oran, piyasa katılımcılarının beklentisinin (yüzde 22.10) oldukça üzerinde. Bu sonuç sürpriz değil. ABD'den Yeni Zelanda'ya kadar birçok ülkede benzer bir eğilim söz konusu. Zira hanelerin enflasyon beklentilerinde geçmiş enflasyon ve satın alma gücü deneyimleri daha belirleyicidir. İnsanlar, piyasa profesyonelleri gibi tahmin modelleri geliştirerek hareket etmez. Dolayısıyla hanehalkı beklentilerinde seviyeden ziyade trende ve gruplar arasındaki ayrışmalara bakılır.
Kadınların enflasyon beklentilerinin erkeklere kıyasla daha yüksek olduğunu görüyoruz. Çarşı ve pazar işlerini genelde kadınlar yaptıkları için onların beklentilerinin bir tık daha kötümser olması normal. Asgari ücret ve altı gelire sahip olan hanelerin enflasyon beklentisi yüzde 49.5 iken, iki asgari ücret ve üzeri grubun beklentisi yüzde 46 seviyesinde. Haneler, fiyatların en çok gıda ile yakıt ve enerji grubunda artacağını düşünüyorlar. Kira ise üçüncü sırada yer alıyor.

2