ABD-İran savaşı sona erdi. Korkulduğu kadar olmasa da küresel ekonomiyi etkiledi. Toparlanma, başta enerji ve enflasyon olmak üzere ilk sinyallerini vermeye başladı
Dört gözle beklenen barışa nihayet yaklaşıldı. Mutabakat zaptı imzalandı. İş, resmi barış anlaşmasının imzalanmasına kaldı. Korkulduğu kadar olmasa da savaş, küresel ekonomiyi etkiledi. Sadece enerji fiyatları değil, faiz oranları da yükseldi. Yine de en azından ciddi bir stagflasyona yol açacak boyutta bir ekonomik tahribat yaşanmadı.
Barışın ardından piyasalar normalleşmeye çalışıyor. Petrol fiyatları, ateşkeslerle birlikte zaten bir süre önce düşüşe geçmişti, barışa dair gelen resmi açıklamaların ardından bu düşüş daha da belirginleşti. Savaş döneminde 120 dolar civarına kadar yükselen petrol fiyatları, şu anda 80 dolara geriledi. Doğalgaz fiyatları da düşüş eğiliminde.
Fiyatların bir anda savaş öncesi seviyelere dönmesini beklememek lazım. Körfez ülkelerinde birçok tesis vuruldu ya da Hürmüz Boğazı'nın kapalı olması nedeniyle üretime ara verildi. Gerekli onarımların yapılması ve tam kapasite üretime dönüş zaman alacaktır. Katar, bu hafta yaptığı açıklamada LNG üretiminin bir ay içinde kapasitenin yüzde 50'sine, iki ay içinde ise yüzde 80'ine ulaşabileceğini duyurdu. Kapasiteye yaklaşma süresi ülkeden ülkeye farklılık gösterecektir. Ülkelerin tam üretim kapasitelerine yaklaşılması için 6-9 aylık bir sürece ihtiyaç olabilir.
Enerjideki arz sorunlarının ve fiyat artışlarının diğer sektörlere aşırı şekilde yansımadan savaşın sona ermesi, ekonomi açısından büyük bir artı oldu. Tabii ki enflasyon oranları arttı, beklentiler bozuldu ancak savaşın enflasyonist etkileri geçici statüden kalıcı hale tam geçmeden barış gerçekleşti. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in belirttiği üzere, savaşın Türkiye'de enflasyon üzerinde yaklaşık 5 puanlık bir etkisi oldu.
YÜKSEK BORÇ, YÜKSEK RİSK
Barış sonrasında faiz oranları, şu an için küresel ölçekte enerji fiyatları kadar güçlü bir reaksiyon göstermedi. Salgından bu yana artan bütçe açıkları, risk primlerini yükseltiyor. Birçok ülkede kamu borçluluk oranları ciddi biçimde artmış durumda. Tahvil yatırımcıları, bu koşullarda bütçe açıklarının finansmanı için daha yüksek faiz talep ediyor. Son beş yıllık süreçte 10 yıllık tahvil faizleri ABD'de yüzde 1'den yüzde 4'e, Almanya'da ise eksi seviyelerden yüzde 3'e yükseldi. Türkiye'deki yüksek çift haneli rakamlarla kıyaslandığında, bu ülkelerde nominal faiz oranları hâlâ çok daha düşük. Ancak söz konusu ülkelerde kamu borçluluk oranlarının ve faizlerdeki artış hızının alışılmışın oldukça üzerinde olması önemli bir risk oluşturuyor.
Kamu borcunun millî gelire oranının gerilemesi için ekonomilerin büyümesi gerekiyor. Fakat büyüme tarafında güçlü bir hikâye olduğu söylenemez. Son iki yıldır gelişmiş ülkeler, yapay zekâ yatırımlarının gazıyla büyümeye çalışıyor. Yapay zekâ hiç kuşkusuz yüksek potansiyele sahip bir teknoloji. Fakat yapay zekâ şirketleri şu anda bu teknolojiyi, reel ekonomide kalıcı ve kapsayıcı bir büyüme sağlayacak biçimde geliştirmiyor. Bununla birlikte, yapay zekânın en çok ihtiyaç duyduğu veri merkezi yatırımları için teknoloji şirketleri yaklaşık 6 trilyon dolarlık finansman arıyor. Bunun 1.2 trilyon dolarının tahvil piyasasından karşılanması öngörülüyor. Finans piyasaları kaynaklarını büyük oranda yapay zekâya yönlendirmiş durumda. Hal böyle olunca reel ekonomiye çok fazla finansal kaynak kalmıyor, büyüme yeterince artmıyor ve borç oranları riskli seviyelerde kalmayı sürdürüyor.

22