Yazar, İran-ABD müzakerelerin başarısızlığını küresel sistemin krizini yönetemez hâle gelişinin kanıtı olarak görüp, MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin 'Dünya Barış Konseyi' teklifini Türkiye'nin bu kırılgan düzeni yeniden denge altına alabilecek stratejik aktör olarak sunmaktadır. Bu vizyona göre Ankara, yalnızca NATO'da ve Rusya'yla konuşan değil, bizzat barışın ana karargâhı olacaktır; ancak böyle bir rolün, mevcut dış politika gerçeklikleri ve büyük güçlerin çıkarları çerçevesinde ne kadar sürdürülebilir olacağı açık mı?
İran ile ABD arasında İslamabad'da kurulan masanın 21 saatte dağılması, sadece bir diplomatik başarısızlık değil; dünya düzeninin artık krizleri yönetemez hâle geldiğinin en net kanıtıdır. Mevcut düzen, kriz çözmek için değil; güç dengelerini korumak ve statükoyu tahkîm etmek üzere kurgulanmış hantal bir yapıya dönüşmüştür. Ukrayna savaşı tüm şiddetiyle sürerken Avrupa güvenlik mimarisi derin bir kırılma yaşıyor; Gazze'de yaşanan ağır insani kriz ise uluslararası sistemin hem hukuki hem de ahlaki kapasitesini ciddi biçimde sorgulatıyor. Katil Netanyahu yönetimindeki İsrail'in Gazze merkezli askerî politikalarının Lübnan'a yayılması bölgesel çatışmanın daha geniş bir cepheleşmeye evrilme ihtimalini güçlendirirken, Lübnan'ın kırılgan devlet yapısı bu gerilimi daha da tehlikeli hâle getiriyor. Tüm bu eş zamanlı krizler, dünyanın farklı coğrafyalarında aynı anda patlayan güvenlik sorunlarının artık tekil değil, sistemik bir çöküşe işaret ettiğini gösteriyor. Küresel vicdanın sahipsiz kaldığı bu zifirî tabloda, uluslararası düzenin yeniden düşünülmesi artık bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.
Diplomasinin enkaz altında kaldığı bu karanlık dönemde, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin TV100 ekranları aracılığıyla yaptığı "Dünya Barış Konseyi" çağrısı, Türk devlet geleneğinin tarihsel reflekslerinden süzülen bir kurucu irade çağrısı dır. Bu teklif, yalnızca mevcut tıkanmayı tespit eden bir değerlendirme değil; çöken küresel mimarinin yerine daha işlevsel, daha hızlı ve daha adil bir karar mekanizması inşa etme iradesidir.
Sayın Bahçeli'nin önerisi, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yıllardır vurgulanan "Dünya beşten büyüktür" şiarını, uluslararası sistem içinde kurumsal bir mimariye kavuşturan tamamlayıcı bir hamledir. 1945'in galipleri tarafından tasarlanan ve beş daimî üyenin veto yetkisiyle dünyayı bir hapishaneye çeviren Birleşmiş Milletler yapısı artık sürdürülebilir değildir.
Sayın Bahçeli; BM Genel Sekreteri'nin çağrısıyla ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin bir araya gelmesini teklif ederken, 21. yüzyılın gerçeklerine uygun, operasyonel bir hakemlik müessesesi tasarlamaktadır. Buradaki en kritik nokta, Türkiye'nin bu yapıda sadece bir sandalye sahibi değil, oyun kurucu ev sahibi ve stratejik moderatör olarak konumlandırılmasıdır. Bu vizyon, Ankara'yı barışın sadece takipçisi değil, bizzat ana karargâhı kılma iddiasıdır.
Peki, neden Türkiye
Bugün yeryüzünde aynı anda hem NATO içinde olup hem Rusya ile konuşabilen, hem Çin ile ekonomik bağ kurup hem de İslam dünyasıyla sarsılmaz bağını koruyan yegâne aktör Türkiye'dir. Tahıl koridoru ve esir takaslarındaki başarılar, Türkiye'nin bu rolü zaten fiilen yürüttüğünü göstermiştir. Bahçeli'nin hamlesi, bu fiilî durumu küresel bir modele dönüştürme dehasıdır.
Sayın Bahçeli'nin önerisindeki Avrupa Birliği vurgusu, küresel dengeleri hassas bir teraziyle tartan doktriner bir vizyonun sonucudur. Washington'ın sert gücü ile Pekin ve Moskova'nın hırsları arasına Avrupa'nın aklını ve Türkiye'nin vicdanını yerleştirmektedir. Bu, "İnsanlık ölmesin"

20