Türk milleti, büyük fedakârlıklarla tamamladığı "İstiklâl Mücadelesi" ile sadece Yunan işgalcilerini kovabilmişti. Oysa "yeni tip işgaller" artık "uzaktan kumandalı" idi! Nitekim Türkiye "cephedeki düşman"ı kovmuştu ama darbe, muhtıra, terör gibi uzantılarından çekmediği kalmamıştı!
Bir asırdır kurtulamadığımız bu "vesayet işgali"nin sadece "terörle mücadele" bölümü bile 40 devletle 40 yıldır süren "Dünya Savaşı" niteliğindedir. Gerçekten; PKK'ya destek veren devletlerin sayısı 40'ı bulmaktadır.
Asıl "Dünya Savaşı" işte budur!
"Terör"ü sadece "iç mesele" olarak görmek büyük yanılgıdır. Terör, en etkili "vesayet maşası"dır. Bu yüzden, "terörle mücadele" sürecindeki iniş ve çıkışlar dikkatle izlendiğinde; "başarı"nın askerî güce değil, "Tam Bağımsızlık" oranına bağlı olduğu görülmektedir.
CUMHURBAŞKANI ÖZAL OYUNU ÇÖZDÜ AMA BOZAMADI!
Yıllarca abandığımız "enfeksiyonlu" mücadele, terörü azdırmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Önce, PKK'nın "istismar" için kullandığı "bataklık"ların kurutulması gerekiyordu.
Bu çok değerli "teşhis"i, merhum Turgut Özal'ın erken dönemde koyması Türkiye için çok büyük bir şanstı. Ama ne yazık ki, Adnan Kahveci ve Eşref Bitlis gibi değerli isimlerle başlattığı "tedavi" yolunda hiçbir adım atılamamış; terörün kökünü kazımak isteyen bu üç ismin kökü kazınmıştı!
Daha da önemlisi, Türkiye'yi; Irak, Suriye ve İran üzerinden "terörle kuşatmak" için "üç kademeli hain plân" uygulanmıştı!
"İLK TERÖR TARLASI"NI, IRAK'TA KURDULAR
Saddam'a Kuveyt'i işgal ettiren Amerika, 17 Ocak 1991'de "I. Körfez Harekâtı" başlatmış ve 26 Şubat 1991'de Kuveyt'i kurtarmıştı!
İyi ama bölgemizi, ABD ve 37 ülkeden oluşan Haçlı ordusundan kim kurtaracaktı
Yaklaşan tehlikeyi zamanında gören Cumhurbaşkanı Özal, Türkiye'nin yüz yılını etkileyecek kadar stratejik bir karara imza atarak, "terörü kaynağında kurutmak için sınır ötesi operasyon" emri vermişti.
Haçlı Siyonist vesayetin, kurumlarımız üzerindeki ipotek gücüne bakın ki, devletin memuru olan Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, "Siyasî iktidar askerî kararlara müdahale etti ve hukukun dışına çıktı" diyerek bu emri uygulamamıştı!
Oysa kararı siyasî iktidar değil "devletin başı" vermişti. Hukuku düşünmek de askerin değil, ona emir verenin meselesiydi.
Tabii ki işin aslı çok farklıydı! Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı, kendi "başkomutan"ına değil, NATO'daki komutana bağlıydı! Nitekim 3 Aralık 1991 tarihinde istifa ederek Türkiye için hayatî olan bu harekâtı engellemişti!
O günkü Türkiye, Cumhurbaşkanı Özal'ın stratejisini uygulayabilecek güçte olsaydı, "Tam Bağımsızlık" konusunda bugünkü seviyeye onlarca yıl önce gelinecekti.
TÜRKİYE'Yİ PKK İLE ABLUKAYA ALDILAR
Baba Bush'un 15 Şubat 1991 günü Irak halkına yaptığı "Saddam'ı devirin" çağrısı, Haçlı Siyonist ittifakın yeni hedefinin ipuçlarını veriyordu.
Zira "Özel Kuvvetler"in aylardır eğittiği Iraklı Kürtler, Türk yurdu Kerkük ile Duhok'u ele geçirerek, Erbil merkezli "Özerk Kürt Cumhuriyeti" ilân etmişti!
Saddam'ın harekete geçmesi üzerine de 2 milyon Iraklı, Türkiye sınırına dayanmış ve Türkiye 5 Nisan 1991'de 250 bin kişiyi almak zorunda kalmıştı.
Cumhurbaşkanı Özal, yine çok önemli bir "strateji" geliştirerek sınırın öbür tarafında "tampon/güvenli bölge" kurmak istemişti ama ABD "Hayır" demişti!
Çünkü ABD, Türkiye için değil, PKK için "güvenli bölge" kuracaktı!
Nitekim "36. Paralel"in kuzeyini "Uçuşa Yasak Bölge" ilân etmiş; ayrıca 77 uçak ve 1800 askerden oluşan "Çekiç Güç"e de, "PKK'yı koruma ve eğitme" görevi vermişti!
ABD, TÜRKİYE'DEKİ PKK'YA BİLE YARDIM YAĞDIRIYORDU!
Sınırımızın Irak tarafında yetiştirilen teröristler, ülkemize sızıyor ve ABD'nin desteğiyle kan döküyordu!
Hem de ne destek...
DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit 13 Kasım 1991 günü yaptığı açıklamada, Çekiç Güç'ün, Cudi Dağı'nda PKK'ya malzeme taşıdığını söylemiş; ABD Büyükelçisi Barkley de yalanlamıştı. Oysa 14 Ocak 1992 günü Diyarbakır'dan kalkan ABD helikopterleri, Türk askerinin Cüdi'de kıstırdığı PKK'lılara malzeme indirmiş; ancak TSK timi, PKK'dan önce ulaşarak 27 ABD çuvalını ele geçirmişti!
İsrail ve ABD ajanları, Türkiye'deki Kürtleri de ayaklanmaya zorluyordu. "Nevruz" dedikleri 21 Mart 1992 günü, mermi yağmuruna tutulan Şırnak'ta 52, Cizre'de 10, Nusaybin'de 14, Gercüş ve Yüksekova'da da 3'er kişi hayatını kaybetmişti.
Teröre çözüm bulmanız yetmiyordu! Onu uygulayabilecek güce de sahip olmanız gerekiyordu! Cumhurbaşkanı Özal, Türkiye'nin 20 yıl sonra ulaşabileceği "Kürtçe TV yayını" gibi ezber bozan adımlar atmak istiyordu ama örgütün sahipleri asla izin vermiyordu. Çünkü onların çok farklı plânları vardı!
ERDOĞAN, ÖZAL'IN KALDIĞI YERDEN...
Başbakan Erdoğan ile Özal'ın "vesayet" anlayışı aynı idi. Bu yüzden Erdoğan'ın iktidarı, 10 yıllık bir "fetret" devrinden sonra Özal'ın devamı gibiydi.
Başbakan Erdoğan da, "Türkiye'nin 'en acil' meselesi, en büyük pranga olan 'terör'den kurtulmaktır" diyordu. Bu yüzden, "Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi" başlatmıştı.
Merhum Özal'ın tamamlayamadığı, "terörün istismar alanlarını ortadan kaldırma" konusunda dev adımlar atılmış; bugün "çok önemli aşama" dediğimiz "viraj"lar, o zaman da geçilmişti. Nitekim Öcalan'ın, "Silah bırakın ve ülkeyi terk edin" çağrısı, 21 Mart 2013 günü yine bir "Nevruz"da Diyarbakır Meydanı'nda Kürtçe okunmuştu.
Bu çağrıya olumlu cevap veren Kandil, 25 Nisan'da "Türkiye'deki silahlı gruplar Kuzey Irak'a çekilecek" açıklaması yapılmıştı!
BU SEFER DE SURİYE ÜZERİNDEN SABOTE ETTİLER
Ama maalesef ipin ucu "düşman"ın elindeydi; yine bitmeyecekti!
"Arap Baharı"nın son durağı Suriye 2011'de karışmaya başlayınca İsrail ve İran'ın emir kulu olan Beşar Esad'ın ilk işi, Kandil'den getirttiği bin civarındaki azılı teröristi Türkiye sınırına dizmek olmuştu. Kürtlere "kimlik" dahi vermeyen Esad, şimdi bu bölgeyi tamamen PKK teröristlerine terk etmişti![1]
İsrail ve İran'ın desteklediği, ABD'nin ise silah ve eğitim verdiği "terör örgütü" hızla büyümüş ve Suriye'nin en zengin bölgesini işgal etmişti!
Asıl hedef, İsrail için "ölüm" anlamına gelen "Çözüm Süreci"ni bitirmekti!
Nitekim Kandil'deki mankurtlarına,

12