Yaşım ve işim sebebiyle 12 Eylül 1980 darbesinden itibaren kimin nerede durduğunu iyi biliyorum. Kişilere yönelik tavrımı, buna göre belirliyorum. Hiç kimseden dünyevî bir beklentim olmadığı için; millete ve milletin değerlerine düşman olanlara "tavır" koymaktan da asla çekinmiyorum.
Mesleğim gereği "yakın" olduğum ama asla yakınlık duyamadığım isimlerden biri Ertuğrul Özkök'tür.
Aslında çok iyi irdelenmesi gereken bir isimdir.
Türkiye'nin en "karanlık" döneminde 20 yıl boyunca, "Hürriyet" gibi bir gazeteyi yöneten bu kişinin iyi tanındığı kanaatinde değilim!
"ORDUYU İHTİLALE BİZ HAZIRLIYORUZ!"
O Hürriyet ki; sahibi Erol Simavi, ülkenin "Başbakan"ına 1. sayfa manşetinden yazdığı "Açık Mektup"ta, gazetesine yüklediği fonksiyonu şöyle tarif etmişti:
"Montesquieu 'Kuvvetler Ayrılığı' sistemini getirirken, üçlü bir düzen düşünmüştü. Yasama, Yürütme, Yargı. Bilirsiniz; 'basın'ı da 'dördüncü kuvvet' olarak sayarlar. Ben de yeni bir 'Kuvvetler Ayrılığı' ilkesi getiriyorum. Benim 'kuvvetler ayrılığı kitabım', Türkiye'de birinci kuvvet faslına, bilir misiniz ne yazar Basın! Ya ikinci Buyurun, kalemimi teslim alın. Aklınızdan ve gönlünüzden ne geçiyorsa, onu yazın!"[1]
Böyle demişti ama "Başbakan Özal, 2. Sıraya milleti yazabilir" endişesine kapılmış olacak ki, o "2. Sıra"yı da, yazarı Emin Çölaşan'a bir ay sonra verdiği "40. Yıl Röportajı"nda yine kendisi belirlemişti:
"Dünyada, basın için '4. kuvvettir' derler. Bu söz Türkiye için geçerli değil... Hâkimiyet elbette 'kayıtsız şartsız milletindir! O, başka... Ama Türkiye'de 1. kuvvet ordu mu Hayır! Basındır. 2.'si ordudur. Çünkü orduyu, ihtilâllere basın hazırlar!"[2]
DARBELERİ DESTEK VERDİ VE BUNU DAİMA DİLE GETİRDİ!
Bir "patron", bu misyonu yüklediği gazetesini, "vatan, millet, demokrasi" gibi "boş(!) işler"le uğraşan birine emanet edebilir mi
Nitekim Ertuğrul Özkök, bu görevi layıkıyla yerine getirdiği için tam 20 yıl o koltukta oturmuş; sonrasında da "amiral gemisi"nin lüks kamarasından ahkam kesmeye devam etmişti Türkiye'yi yönetenlere "rota" vermiştir.
Peki kim bu Ertuğrul Özkök
Bize hiç uymayan yaşam tarzı ve hayat anlayışı bu yazının konusu değil!
Biz sadece, patronunun tevdi ettiği "Orduyu ihtilallere hazırlama" görevini nasıl yerine getirdiğine bakacağız!
Aslında bunu anlamak için çaba sarf etmeye de gerek yok. Kendisi bütün darbelere destek vermiş ve bunu da açık yüreklilikle dile getirmiştir.
12 Eylül darbesinin hesabını sormaya kalkanlara "Siz önce 11 Eylül'ün hesabını verin" diyerek darbecilere "kalkan" olmuştur! Hatta hızını alamamış; Başbakan Erdoğan'a "Bu dolduruşlara gelme" bile demiştir! (25 Haziran 2009)[3]
Darbecibaşı Evren'in ölümü üzerine yazdığı "Allah rahmet eylesin Kenan Paşa" başlıklı yazısında ise, 12 Eylül 1980 sabahı TSK'nın 1 numaralı bildirisini radyodan dinleyince "Oh... Allah'ım, hayatımız kurtuldu..." diye düşündüğünü ifade etmiş; "Diktatörün ölümü" manşeti atan Cumhuriyet'e tepki göstermiştir! 11 Mayıs 2015)[4]
"ERDOĞAN'I BİTİRİN" SUFLESİNİ ÖZKÖK MÜ VERDİ
Ertuğrul Özkök, 28 Şubat darbesine desteğini de, AK Parti iktidarının 4. Yılında yazdığı "28 Şubat'ı neden destekledim" başlıklı yazı yazıyla tekrarlamıştı! "28 Şubat sürecinde bir irtica ihtimali mevcuttu" şeklinde başlayan gerekçeler sıraladığı yazısını, "Ben 28 Şubat'ı destekledim ve hâlâ da destekliyorum" cümlesiyle bitirmişti! (5 Aralık 2006)[5]
Çok daha önemli bir "ayrıntı" vardı!
Yukarıdaki yazısında "Tayyip Erdoğan 28 Şubat'ın ürünüdür" diyen Ertuğrul Özkök, 28 Şubat sürecinde de cuntacı mesai arkadaşlarına benzer bir uyarıda bulunmuş olacak ki, Refah-Yol Hükümeti'ni devirdikten sonra "namlu"yu, hemen İBB Başkanı Tayyip Erdoğan'a çevirmişlerdi!
Zira, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın işaretiyle harekete geçen Diyarbakır DGM; Ziya Gökalp'in Millî Eğitim kitaplarındaki "Asker Duası" şiirini okuyan Erdoğan hakkında soruşturma başlatmıştı!
HÜRRİYET'E GÖRE MUHTAR BİLE OLAMAYACAKTI!
En basit davaları yıllarca süründüren vesayetçi yargı, 12 Şubat 1998'de dosyayı tamamlamış ve 31 Mart'ta başlayan dava 21 Nisan'da sonuçlanmıştı. "Suçu sabit görülen" Erdoğan, 10 ay hapis cezasına çarptırılmış; ayrıca, cezanın ertelenmemesine ve paraya çevrilmemesine karar verilmişti!
22 Nisan 1998 tarihli Hürriyet, "bayram gazetesi" gibiydi. Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, "Tayyip'e şok ceza" şeklindeki nezaketsiz manşetini; "Siyasî hayatı bitebilir" kehanetiyle güçlendirmişti! 28 Şubat'ın "amiral gemisi", daha kesinleşmemiş bir "zorlama ceza" üzerinden linç kampanyası yürütüyordu. Alt başlıkta İçişleri Bakanı'na "Belediye başkanlığını düşürmek için Yargıtay onayını beklemenize gerek yok, Danıştay'a dava açabilirsiniz" şeklinde yol göstermiş, hatta "Yeni başkan nasıl seçilir" kutusuyla, "Erdoğan sonrası İBB"yi bile dizayn etmişlerdi!
Daha da vahimi "Muhtar bile olamaz" başlığının altında sıraladıkları "Başkan, milletvekili ve genel başkan adayı olabilir mi" sorularının her birine zevkle verdikleri "Hayır, Olamaz" cevaplarıyla; Erdoğan'a özel "artçı 28 Şubat"ın asıl amacını ortaya koymuşlardı.
Ertuğrul Özkök ise, "Kime yarar" başlıklı yazısında, Erdoğan'ın partide de tutunamayacağını söylüyor ve "Erdoğan'sız Fazilet" dizayn ediyordu!
Yargıtay 8. Dairesi de, bu "sipariş ceza"yı yıldırım hızıyla görüşmüş ve 23 Eylül'de onaylamıştı. Hürriyet gazetesi, 5 ay önceki "Siyasî hayatı bitebilir" kehanetini "Siyasî hayatı bitti" müjdesiyle pekiştirmişti![6]
"BAŞÖRTÜSÜ KAOS, LGBT İNSAN HAKKI!"
Ertuğrul Özkök'ün "dönüştüğünü" iddia eden siyasîlerin kulakları çınlasın!
Başörtü yasağını kaldırmak için hazırlanan "Özgürlük Paketi" 9 Şubat 2008 tarihinde, 411 milletvekilinin "Evet" oyuyla kabul edilmişti. Bu demokratik adım, Ertuğrul Özkök'ün gazetesinde "411 el kaosa kalktı" manşetiyle verilmişti! Hürriyet'te patron çoktan değişmişti ama aslında hiçbir şey değişmemişti! "Türkiye'yi bölen türban..."dan, "Kutuplaşma endişesi" gibi saçmalıklardan bahsediliyordu![7]
Ertuğrul Özkök'ün yürüttüğü misyona göre, onların istemediği her şey "kaos" idi. Bunlara göre bir "Müslüman"ın, homoseksüel sapıkları kadar bile "insanlık" hakkı yoktur. "Yazılarımda açıkça LGBT haklarını(!) savunan bir insanım" diyen Ertuğrul Özkök nasıl bir "insanlık" anlayışına sahip bilmiyoruz ama insanların inancının gerektirdiği şekilde giyinmesini "kaos" olarak görüyor![8]
MÜSLÜMANLARA HAKARET, FETULLAHÇILARA İLTİFAT!
Ertuğrul Özkök'ün "darbeciliğini" de iyi anlamak gerekir! Tavizsiz bir Kemalist zannedilen Özkök, FETÖ'nün bir "Hizmet Cemaati" olarak bilindiği ve CHP'nin bile tavır koyduğu dönemlerdeki Fetullah Gülen aşkını nasıl izah ediyor acaba
Tıpkı FETÖ'yü doğuşundan bu yana koruyup kollayan Siyonist beyin gibi...
Zira Ertuğrul Özkök, 3 Ağustos 2007 tarihli "Dumanlı'nın odası" başlıklı yazısında, Fetullahçı meslektaşı Ekrem Dumanlı ile dostluğunu "en iyi ilişkim bulunan insanlardan biridir" şeklinde tanımlıyor ama yazının tamamını okuyanlar, bu "dostluğun" bireysel olmadığını çok iyi anlıyor.
Misafir edildiği Zaman gazetesi binasını ballandıra ballandıra anlatan; Ekrem Dumanlı'nın "Sesi çok yalıtan bir sistem kukllandık" dediğini aktaran Ertuğrul Özkök, en fazla da Ekrem Dumanlı'nın odasındaki "Atatürk tablosu"ndan etkilemiş! Tabii ki, Fetullah Gülen'in Bakırköy'deki özel terzisinde Ertuğrul Özkök için diktirilen 4 adet "özel gömlek" dışında![9]
BUNLAR "ÖVEREK" DÖVERLER!
Neyse... Ertuğrul Özkök'ün darbe ve darbecilere yönelik güzellemelerini saymakla bitiremeyiz. Netice itibariyle, "sahibi"nin medyaya yüklediği "orduyu darbeye hazırlama" misyonunu, vesayete savaş açan AK Parti iktidarına rağmen bile hakkıyla yerine getirmiştir!
Çünkü bunlar, bukalemun gibidir. Ağızları iyi laf yapar. Överek döverler; mafya liderleri gibi kurbanlarının cenazesine de görkemli çiçekler gönderirler!

9