Aradan 17,5 yıl geçti. Öyle bir 17,5 yıl ki; her yeni kaos, öncekileri unutturdu. Bu bakımdan, çok şükür raftan indirilen "Yazıcıoğlu Suikastı"nı gençlerimiz hiç bilmeyebilir, bilenler de ayrıntıları unutmuş olabilir. Oysa o ayrıntılar, dosyanın bugün yeniden açılmasının da gerekçesidir!
Yani Yazıcıoğlu suikastının aslında ne olduğunu bilmeden bu soruşturmanın önemini anlamak mümkün değildir.
FETÖ, YAZICIOĞLU'NU NEDEN HEDEF ALDI
Özgül ağırlığı olan ("Benim özgül ağırlığım var" diyen değil) kişiler, Fetullah Gülen'in emrine girmiyorsa hiç yaşamamalıdır!
Bu aslında Muhsin Başkan'ın başına gelenlerin özetidir.
Eski bir örgüt üyesi olan Abuzer Dilekçi'nin 2021 yılında kendi isteğiyle Adıyaman TEM'e verdiği şu ifade, soruşturma dosyasına girmişti:
ByLock yazışmalarına göre, "Josef" kod adlı üst düzey Fetullahçı militanın ilettiği "Muhsin bey bizimle çalışsın" talimatını Yazıcıoğlu "sert bir dille" reddedince Fetullah Gülen de, "O halde açıklarını ve zaaflarını araştırın" talimatı vermişti. Ancak "Açığını bulamadık" cevabı üzerine "O halde kaldırın" demişti!
Bu vahşi talimatın 25 Mart 2009 günü yerine getirilmesinden sonra, "Tereyağından kıl çeker gibi halledildi" raporu iletilen örgüt elebaşının, "sürecin en sıkıntılı hadisesiydi" şeklinde cevap verdiği kayıtlara geçmişti.[1]
Gerçekten tereyağından kıl çeker gibi halletmişlerdi! Hiçbir delil bırakmamışlardı.
Ayrıca kripto FETÖ elemanları, kurtarma ekibini özellikle aksi tarafa yönlendirmiş ve o arada FETÖ'cü Yarbay Davut Uçum ile Astsubay Üstçavuş Aydın Özsıcak, "kaza"yı aydınlatacak olan kayıt cihazlarını sökmüştü.
Zaten emniyet ve yargı da FETÖ ipoteğinde olduğu için kimse soruşturma açamayacak; açsa da sonuç alamayacaktı!
Tesadüfe bakın ki, aynı isimler 15 Temmuz 2016 gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öldürmek için Marmaris'e giden suikast timinin de öncüleriydi!
NASIL ÖLDÜRDÜĞÜNÜ ÖVÜNEREK İLÂN ETMİŞTİ!
Fetullah Gülen, aydınlanamayacağından emin olduğu bu tür büyük operasyonları sahiplenme imasında bulunarak muhataplarını mafya usulü tehdit ediyordu!
Nitekim, "Kaza enkazına neden geç ulaşıldı" tartışmalarının sürdüğü 30 Mart 2009 günü yayınlanan "Alperenler ve Liyakat" başlıklı konuşmasında, Yazıcıoğlu'nu kastederek "Bir ilahi tokatla dışarı atıldı! Bir perşembe günü vefat edip cuma günü cenazesine ulaşıldı" demişti. Merhum Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu ve avukatları, bu konuşmayı savcılığa sunarak soruşturmanın genişletilmesini istemişti.[2]
Bu ifadelerle, eski elemanlarından Latif Erdoğan'ın "Şeytanın Gülen Yüzü" kitabında ayrıntılı anlattığı "Ben öfkelenirsem fırtına eser, deprem olur" şeklinde ilân ettiği "ilahi güç" sapıklığını da tekrarlıyordu.[3]
CUMHURBAŞKANI ÖZAL'I DA TEHDİT ETMİŞTİ!
Daha o yıllarda devlete sızma çabalarının hızlandığını hisseden Özal, bir rapor hazırlatmıştı. Masonik yapının ve karanlık ilişkilerin ayrıntılı anlatıldığı resmî raporda, "CIA bağlantısı güçlenen cemaat, gelişen durumlara kendini uyarlayarak dış destekli hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır" deniyordu. Ayrıca, 21 kişilik "İcra Heyeti" listesinde yer alan Fetullah Gülen, Kasım Gülek, Abdullah Aymaz, İlhan İşbilen ve Yaşar Tunagür'ün de bulunduğu 14 isim "Mason" olarak işaretlenmişti.
1991 yılında hazırlanan raporda ayrıca; Fetullah Gülen'in CIA, MOSSAD, Moon Örgütü bağlantılarını Kasım Gülek'in yürüttüğü belirtiliyor, "Siyonist örgütler de, Gülen cemaatine büyük ölçekte siyasî ve ekonomik güç sağlamıştır" deniyordu.
Aslında Özal çok isabetli bir noktaya parmak basmıştı. Raporun gereği yapılabilseydi; FETÖ, devleti kuşatamayacaktı. Soruları çalamayacak; askerî okullar, yargı ve emniyet, "Fetullahçı yuvası" olmayacaktı.
Dolayısıyla da 17/25 Aralık ve 15 Temmuz tezgâhlanamayacaktı!
Ancak Fetullah Gülen, Cumhurbaşkanı Özal'ın etrafına yerleştirdiği kriptoları sayesinde bu raporu öğrenmiş; Sızıntı dergisinin Ağustos 1991 sayısındaki "Şaşkın Başkan" başlıklı yazıda, "Sen çağ atlama naralarıyla kendini avutadur, bundan sonra kopacak kıyamet senin kıyametindir" ifadeleriyle, açıkça "Öldürüleceksin" demişti!
Cumhurbaşkanı Özal, yaklaşık 9 ay sonra 2 Mayıs 1992 tarihinde, Dallas Methodist Hastanesi'nde prostat ameliyatı olmuştu. O günlerde Amerika'da bulunan Fetullah Gülen, ziyaret talebinde bulunmuş; ancak kabul edilmemişti. Zaten "enfeksiyon" endişesiyle, kimseye görüşme izni verilmemişti. Bütün bunlara rağmen Fetullah Gülen, 5 Mayıs günü Özal uyurken odasına girip fotoğraf çektirmeyi başarmıştı! Yani, övünerek yayınladıkları o "ziyaret fotoğrafı" aslında, yeni bir "tehdit" mesajıydı!
Nitekim 4 Nisan 1993'te başlayan ve 11 gün süren Orta Asya seyahatinde FETÖ okullarına götürülen Özal'a "ölüm limonatası" ikram edilmişti!
Özal'ın, 17 Nisan 1993 günü gerçekleşen âni ölümüyle ilgili DDK raporunda, "o günkü GATA nöbetçi subayı" olarak adı geçen Mustafa Sarsılmaz ise, TSK'dan emekli olduktan sonra Şifa Üniversitesi rektör yardımcılığına getirilmiş; 15 Temmuz'dan sonra da ABD'ye firar etmişti.
Yani Özal'ın kıyameti öyle "karanlık" kopmuştu ki, 19 yıl sonra kabri bile açılmış ama bir türlü aydınlatılamamıştı!
YARGI, FETÖ ENFEKSİYONUNDAN KURTULAMASAYDI...
Peki neden "Yargının bağımsızlık ilanı"

3